İslami literatüre vâkıf olan birisi için bu uygulamanın ” kırk gün sabah namazını, imamın tekbirine yetişecek şekilde kılan için ateşten kurtuluş ve nifaktan kurtuluş beratı verilir” hadis-i şerifinden kaynaklandığını tespit etmek zor bir iş değildir.
işte bizim suret müslümanlarına bir türlü anlatamadığımız olay budur. adam bir hadisi olduğu gibi alamayacağını bilmiyor. zira “her bilgi ancak belli bir çerçevede doğrudur” hikmetinden de bihaberdir kendisi. söylesen de anlamaz zaten.
o yüzden siz siz olun her bilgiyi ait olduğu çerçeveye oturtabilen; ayet ve hadislerin bağlamını tespit edebilecek yükseklikte ferasete sahip olan bir sistem kurucusuna müracaat ediniz. onun gözetiminden geçmemiş ayet ve hadisleri kullanmaya kalkmayınız. aksi takdirde hem kendi inancınız içinde; hem de hayatla sayısız çelişkiye düşersiniz; neticesi fena olur.
mesela bu hadisi ele alalım:
– tıpkı hadiste belirtildiği gibi kırk gün sabah namazına cemaatle devam etsek müjdelenen sonuca ulaşabilir miyiz?
+ insanların %99,9 için söyleyeyim: kesinlikle öyle bir sonuç elde etmemiz mümkün olmayacaktır.
– peki koskoca peygamber böyle bir şeyi uydurdu mu veya yalan mı söyledi veya hadis mi uydurma?
+ hayır hiçbiri değil. hadis doğrudur ve peygamber elbette doğru söylemiştir. yalancı olan bizleriz. peygamberin sözüne muhatap olan sahabenin nefsleri, peygamberin sohbeti bereketi ile temizlenmiş ve emmare mertebesinden kurtulmuştu. dolayısıyla orada tavsiye edilen uygulama, belirtilen neticeyi kolaylıkla veriyordu.
ancak günümüz insanlarının nefsleri en karanlık mertebede çakılıp kalmıştır. böylesi nefslerin sahipleri için tüm uygulamaları bir yana bırakıp nefsi arındırma çalışmasına ivedilikle girmek esastır. ancak nefs temize çıktıktan sonra diğer uygulamalara sıra gelir. imam-ı rabbani hazretleri bu minvalde bir benzetme ile meseleyi izah eder ve en leziz yemeklerin bile hasta için zararlı olduğunu ve hastanın öncelikle diyet yapması gerektiğini söyler. yani “hadislerde gördüğün veya nakille gelen uygulamaları yapmaya kalkma; istenen sonucu alamazsın hatta daha da hastalanırsın; önce nefsini arındırmalısın” der.
dolayısıyla çocukları hediyeyle namaza teşvik etmenin veya her eve bir kuran kampanyası başlatıp milyonlarca kuran dağıtmanın hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. bunlar sistematik düşünceden yoksun lümpen kafasının zırvalarıdır.
peki bu işin doğrusu nedir?
bir sistem kurucunun çıkıp yepyeni bir dünya görüşü; iç tutarlılığı yüksek bir ideoloji; yepyeni bir paradigma üretmesi ve onunla zihinleri yeniden programlamasıdır. çocuklara da empoze edilmesi gereken budur.
unutmayalım! din diye ayrıca bir şey yoktur. din bir paradigmadır; dünya görüşü ve evreni algılama çerçevesidir. bu minvalde bizlerin günümüzde din diye bildikleri ortaçağ veya öncesinde üretilmiş paradigmalar iken; “bilimsel pozitivist paradigma” ise nispeten yakın dönemlerde üretilmiş bir dindir.

