Bir okuyucu mesajı:
“dağların, göklerin yüklenmekten kaçınıp da insanın yüklendiği emanet ne ola ki? diye düşünüp dururdum da, kalbimi tatmin edecek bir cevap bulamazdım. birkaç gündür hakka ayna olmayı düşünüyorum. muhtemeldir ki insanın kabul ettiği şey ayna olmak; Allah’ın isimlerini, sıfatlarını ve hatta zât’ını yansıtmayı kabullenen bir ayna.
dağlar, akıl, gökler, ruh; bu emaneti yüklenmekten kaçınmış da insanın nefsi bu yükü yüklenmiş gibi yorumladım. Allah’ın esmalarını, sıfatlarını dahi hiçbir ayna tam olarak yansıtamaz ki, zât’ı yansıtmak şöyle dursun. çok sınırlı bir yansıtma var zât konusunda.
‘en büyük bela (antitez) peygamberlere, sonra büyük evliyalara, sonra sırayla.’ hadisi de ayna olmaklığa bir işaret gibi. nasıl anlatayım çok bilemiyorum. mesela; çok büyük zûlme uğramış biri, kendine zûlmedene adil davranırsa Allah’ın ‘adl’ ismini hakkıyla yansıtmış olur.
büyük bir eziyete mâruz kalmış olan, eziyet edene merhametle muamele ederse ‘rahman’ ismini yansıtmış olur. iyiliğe iyilikle karşılık vermek kolaydır. kötülüğe iyilikle, lütufla karşılık vermek ise zorların zoru bir iştir. büyüklerin imtihanlarının zorluğu da bu noktada sanırım.
Allah nasıl ki kendini inkar edene, yok sayana, nankörlük edene dahi rızkını veriyor, öyle.. Allah’ı en iyi bilmek, en çok tanımak isteyenin de imtihanı o denli şiddetli oluyor. Allah’ın rahman ve rahim oluşu, helâk olmaktan koruyor insanı. çünkü o’nun dengi yok ki tam mazhar olsun da mutlak tevhide varsın. öyle bir imtihanı kaldırabilecek bir mahluk yok… Allahu âlem…”
