Erdoğan’dan ve akp’den neden bu kadar nefret ediliyor?
sayısız gerekçe öne sürülecektir. hatta saya saya bitiremeyeceklerdir. ama hiçbirine inanmayın çünkü hepsi sadece laf salatası ve kuru bir söylemden ibarettir.
gerçeği size ben söyleyeyim.
türkiye kabaca 1980’li yıllara kadar tipik bir tarım toplumu olarak değerlendirilebilir. yeryüzündeki tüm tarım toplumlarında iki ana sınıf teşekkül eder. tarım üretimi ile iştigal eden geniş köylü kesimi ve onların efendisi, güdücüsü olan seçkin azınlık sınıf.
bütün dünyadaki emsalleri gibi türkiye’nin tarım eliti de, hem iktisadi, hem siyasi, hem de askeri gücü kendi tekeline almıştır ve mutlak bir iktidara sahiptir. ve lord sidious’un da belirttiği gibi genel kural şudur, “tüm güç sahipleri gücünü kaybetmekten korkar”.
lakin korkunun ecele faydası yoktur. turgut özal’ın uyguladığı ekonomik politikalar sonucunda türkiye hızla dünya kapitalist piyasasına entegre olmuş ve türkiye sanayileşmeyle beraber büyük bir sosyal dönüşüm geçirmiştir. köylülerin şehre inmeleri ve “lümpen” sınıfın zuhuru…
bahsettiğimiz tarım eliti bir maske olarak sol söylemi benimsemiştir. gerçekte ise bu sınıfın solla falan alakası olması mümkün değildir. çünkü sol ideoloji sanayi toplumlarında ezilen işçilerin haklarını savunmak amacıyla ortaya çıkmıştır. solun bir tarım eliti ile ne gibi bir ilintisi olabilir ki? demagoji ve ideolojik maske olmak haricinde.
işte bu tarım seçkinleri kendilerine çok güzel bir hayat kurmuşlardı. güç onlarda, makam mevki onlarda, para onlarda, eğitim kültür onlarda…cehalet, kabalık, sefalet ise köylülerde idi.
sonra nasıl olduysa eski yarı-köle köylüler şehre indiler, dönüşüm geçirip lümpen oldular, az biraz politikleştiler ve iktidarı bizim asilzadelerden aldılar pardon gaspettiler(elit zaviyesinden gasp sayılır yaptıkları)
adamlar geçen güzel günlere yanıyorlar, iktidarın tadı hâlâ damaklarında ama ne çare ki, bir türlü eski güzel günlere dönmeyi başaramıyorlar.
işte ey ahali! durum işte bu mivaldedir. boş söylemleri ve laf kalabalıklarını kaldırın, perdeyi aralayın göreceğiniz sadece şudur: “neden ben değil de, o yiyor?”
hepiniz zıkkımın kökünü yiyin.
