Tasavvufta kul-Allah yakınlığına dair iki tanım vardır;
kurbiyyet: yakınlık. iki varlığın birbirine olan mesafesi. yakınlığın en son haddi sıfırdır. yani a ile b arasındaki mesafe azala azala nihayetinde sıfıra inebilir ve a ile b birbirine temas eder. ancak bu yeterli değildir. burada elde edilebilecek en iyi sonuç a’nın b olmasıdır böylece mesafe kavramı ortadan kalkar.
akrebiyyet: pek yakınlık. buradaki yakınlık aslın gölgesine olan yakınlığı ile alakalıdır. asıl gölgesine, gölgenin kendinden daha yakındır. çünkü gölgenin mahiyeti yoktur, gölgenin mahiyeti aslın mahiyetidir.
(mahiyet: bir şeyin aslı, içyüzü, esâsı bir şeyin neden ibaret olduğu, hakîkatı, özü)
“alem, yüce sultan vacîb teala’nın gölgesi ve yansıması olduğundan; fiiller de onların asılları olup zaruri olarak aleme alemin kendinden daha yakındır.
aynı şekilde, fiiller dahi, şanı yüce vacib’in sıfatlarının gölgeleridir; aleme, alemden ve asıllarından daha yakındır. alemin asılları sıfatlar olup aslın aslıdır.
sıfatlarına gelince… bütün asılların aslı olan Allah’ın zatının gölgeleridir. bu manadan olarak hiç şüphe edilmeye ki, zat; aleme, alemden, fiillerden, vacibiyet sıfatlarından daha yakındır.
işte yüce Allah’ın akrebiyetinin (pek yakınlığının) beyanı budur; yazılması mümkün olan ancak bu kadarıdır.”(rabbani, 413. mektup)
“and olsun ki insanı biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; biz ona şah damarından daha yakınız.”(kaf 16)
