Bu dünyadan kimler geldi, kimler geçti.
ne imparatorlar, ne krallar!
dünyanın bütün zevklerini tatmaya azmettiler.
ama hepsinin sonları aynı oldu.
70 yıllık kısacık bir hayatın sonunda toprağa gömülüp, börtü böceğe yem oldular.
artık ne hatırlayanları, ne yâd edenleri var.
insanoğlu olmayacak işlerin peşinde koşuyor.
bütün bu müşahade edilenler, aslında hâl lisanıyla bizlere hakikatı fısıldıyor.
dünya bir tiyatrodur, kimine krallık rolü düşer, kimine de çöpçülük. rolünü en iyi oynayan alkışlanır.
“ey insan sen bu dünyaya zevkü sefa için veya sürüm sürüm sürünmek için gelmedin”
dünya bir ticarethanedir.
ölmeden önce bu pazarda fileni doldur. yoksa sonun çok acı olur.
sen bu dünyaya marifet tahsiline gönderildin.
marifet yani Allah’ı bilme ve tanıma.
gerisi boş iş.
bedenin sağlığı ve sıhhati için bir tava menemen ve yarım kepekli ekmek yeter. gerisi fuzuli.
bu fena mülküne ibretle nazar kıl, ey can,
gafleti eyle heba, hail değildir meydan.
hani sultan süleyman, hani iskender han?
sat hezar ömrü sürür ile geçir sen bir an.
ne güle, bülbüle bakî a gözüm bağ-ı cihan,
kime yâr oldu muradınca felek-i devr-i zaman.
(ey can! yok olacak bu âleme ibretle bak. gafletten kurtul, meydan boş değildir. sultan süleyman ve iskender han neredeler? yüzbin senelik ömrü neşe içinde geçirsen de, aslında hepsi “bir an”dan ibarettir. a gözüm! cihan denen bu bahçe ne güle, ne bülbüle kalacaktır. zaten felek, kime isteğine göre yâr olmuştur.)
