İbn-i Abbas (r.a) “ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım”-(zariyat 56) mealindeki kur’ân ayetini tefsir ederken, “li ya’budûn” yani “bana ibadet etsinler diye” lafzının “li ya’rifûn” manasını da içerdiğini ifade etmiştir. yani ibadet, marifet içindir.
marifet ne demek?
Allah’ı bilmek ve tanımak demek elbette.
özün özü halinde allah bizi kendisini bilmemiz ve tanımamız için yaratmıştır. ibadet dediklerimiz de allah’ı bilmek için yaptığımız çalışmalardan ibarettir. şu koskoca kainat dahi yine bunun için var edilmiştir. amaç insanın eserden müessire yükselmesini sağlamaktır. yani resmi inceleyerek ressam hakkında bilgilenmesidir. zira allah’ı doğrudan görmek mümkün değildir.
varlığın suretlerini bilen akıldır. rasyonel bilgi buradan doğar.
varlığın hakikatine, özüne nüfuz eden ve onunla bir nevi bütünleşerek bilen ise kalptir. sezgi, ilham, vahiy, şiir, sanat buradan doğar.
tek başına akıl, hakkı bilemez.
tek başına kalp, hakkı bilebilir. ancak aklı da yanında götüremezse bu büyük bir eksikliktir.
tarih boyunca yalnızca kalp ile hakka erişen onbinlerce belki yüzbinlerce irfan sahibi yetişmiştir. ancak kalbin yanında aklı da götürebilen irfan sahibi parmaklarla sayılacak kadar azdır.
filozof= aklen aydınlanmış ama kalbi kapkara olan kimse. bunlar deccalın uşaklarıdır.
evliya= kalbi pür nur olmuş allah’a ermiş kimse.
asfiya= hem aklen hem kalben aydınlanmış kimse. bu kimseler peygamber varisidirler. allah’ı en iyi bilenler bunlardır. Mevlana, Muhiddin-i Arabi, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani, Abdülkadir Geylani asfiyadandır. tüm ehlibeyt imamları da asfiyaya dahildir.
