Bilsek de bilmesek de hepimizin zihninde ve kalbinde bir allah zannı var.
allah denince öyle veya böyle bir mana doğuyor kalbimizde, öyle değil mi?
işte o mana, bizim allah hakkındaki zannımız oluyor. iman eden de inkar eden de aslında kendi allah zannını kabul veya reddediyor.
peki bu zannın gerçekte allah ile ne derece ilgisi ve yakınlığı var?
hiç…evet koca bir hiç…
işte o yüzden allahuekber demek zorunda kalıyoruz. yani diyoruz ki, “Allah’ım ben ibadet ederken, seni zikrederken hep bir zan çerçevesinde sana yöneldim; ama sen tüm bu zanlardan çok büyüksün, çok ötesin”. zira cüzi bir varlık olan insanın mutlak varlığı anlaması ve değerlendirmesi imkan dahilinde değildir. Hz. Ebubekir bu nedenle “anlayamayacağını anlamak, anlamaktır” demiştir.
bu hüküm evliya için de, enbiya için de ve nihayet bizler için de geçerlidir; çünkü sonsuza nispetle herhangi bir sayı değerinin sonucu hep aynıdır. sonsuza göre bin de hiç hükmündedir, milyon da, milyar da…
bizim Allah hakkındaki zannımız veya bilgimiz bin değerinde ise, bir velininki milyon değerindedir; bir nebininki de milyar değerindedir; ama sonuçta hepsi sonsuza göre yok hükmündedirler. imam-ı rabbani hazretleri açıkça, “peygamber efendimizin makamından sonra dahi Allah’a giden sonsuz makamlar vardır” der.
bu katı gerçeğe bakıp da bezginliğe kapılmamak gerekir. mesela yirmi yıl önce lcd ekranlar yoktu, kocaman tüplü monitörler kullanıyorduk. monitör teknolojisindeki gelişim ile konforumuz arttı. marifetullah yani allah’ı bilmek de benzer bir sonuç verir. o alanda ne kadar gelişirsek, manevi konforumuz da o kadar artacak demektir. onun için allahuekber dememiz gerekiyor; yani allahuekber demekle, eldeki marifet ile yetinmeyip daha yükseğini istemiş oluyoruz.
sonuç: allahuekber lafzı daha yukarı makamlara talip olmanın bir ifadesidir ve aynı zamanda itkisidir.
