Yatsı namazından sonra okunmalıdır. muhyiddin-i arabi hazretleri tarafından şu şekilde tefsir edilmiştir:
“285- rasul, rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti,
müminler de. her biri allah’a, meleklerine, kitaplarına, resullerine iman
ettiler. “allah’ın resullerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. işittik,
itaat ettik. ey rabbimiz, affına sığındık! dönüş sanadır” dediler.
286- allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar.
herkesin kazandığı kendine, yapacağı şer de kendinedir. rabbimiz!
unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. ey rabbimiz!
bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. ey
rabbimiz! bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! bizi affet! bizi
bağışla! bize acı! sen bizim mevlamızsın. kâfirler topluluğuna karşı bize
yardım et!
“rasul, rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti.” rasulullah
(s.a.v.), kendisine indirilenleri kabul etmek ve onlarla ahlaklanmak
suretiyle tasdik etti. nitekim hz. aişe (r.a) şöyle demiştir: “rasulullah’ın
ahlakı kur’an’dı.”… rasulullah aleyhisselam, kur’an’ın anlamlarını
özümseyerek yükseldi ve tahkik makamına yüceldi. “müminler de… her
biri allah’a iman ettiler…” bütün müminler, bir ve ortaksız olan allah’a
iman ettiler. “meleklerine, kitablarına, resullerine…” inandılar. yalnızca
o’nun meleklerine, kitaplarına ve resullerine iman ettiler. istikamet
üzere tafsili olarak inandılar. çokluk suretinde o’nun birliğini
müşahede ettiler. mazharlarından ve hükümlerinden her birine yönelik
tecellilerinin her birine itaat ettiler.
“…ayırım yapmayız…” bazısını reddetmek, bazısını da kabul etmek
suretiyle resuller arasında ayırım yapmayız. onların hak ile hakk üzere
olduklarından kuşku duymayız. çünkü onlar tevhidi ve hakkı, hak ile
müşahede ederler. “işittik…dediler.” kitapları, resulleri ve meleklerinin
inişi hususunda rabbimize icabet ettik. iç dünyamızda, sırrımızda
istikamet üzere doğrulduk. “ey rabbimiz! affına sığındık.” varlıklarımızı
(vehmi benliğimizi) ve sıfatlarımızı ört, varlığın ve varlığının sıfatlarıyla sil onları.
“dönüş sanadır…” sen de fena bulmak suretiyle sana dönülecektir.
“allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar.” bir kimseye ancak
kaldırabileceği yükü yükler. takatini zorlamaz, istidadını aşan tecellileri
gerçekleştirmez. çünkü herkes için keşif ve tecelli nasibi, en kutsal feyiz
kapsamında, ezelde bahşedilmiş kapasitesi oranındadır ve kapasitesi
aşımı olmaz.
“herkesin kazandığı kendinedir…” herkesin kazandığı hayır ve
ilimler, kemalat ve keşifler hangi vecd üzere olursa olsun, ister
kastederek, ister kastetmeyerek olsun, nur âlemindendir.
çünkü bütün hayırlar zatidirler, faydaları kendisine dönük olur.
cehalet, rezillik, günah ve noksanlıklar gibi kötülükler öyle değil. bunlar
zulmani, karanlık olgulardır, insanın özüne yabancıdır. dolayısıyla ona zarar vermez,
sonuçları da ona katılmaz. ancak, onlara kapılmış olması, bilinçli olarak
yönelmesi ve kazanmak üzere işe koyulmuş olması başka.
nitekim, bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “sağ ehlinin işlediği bütün iyilikler
kendisinden sâdır olduğu anda yazılır. sol ehlinin işlediği kötülükler ise
işlenmesinin üzerinden altı saat geçmeden yazılmaz. eğer bağışlanma
dilese, tevbe etse veya pişman olsa yazılmaz. ısrar ederse aleyhine
yazılır.”
burada nefsten maksat kişinin kendisidir; zatıdır. aksi takdirde, değerlendirme farklı olacaktı. bu durumda, nefse ancak kapasitesi oranında yükümlülük
yüklenir, ameller onun için kolaylaştırılır, güç ve takatının altında
olacak şekilde mükellef kılınır, şeklinde bir anlam kast edilmiş olurdu.
hayırdan söz edilirken “kesb” (kazanç) ifadesi kullanılmıştır. çünkü nefs
hayra pek yöneliş göstermez, onun için çaba sarf etmez. buna karşılık, şer
bağlamında “iktisab” fiili kullanılmıştır. çünkü nefs şerrin çekiciliğine
kapılır, bilerek ve kasten onun için çalışır,çünkü nefis kötülüklerin
barınağıdır.
“rabbimiz! unutursak…bizi sorumlu tutma…” sana ezelde verdiğimiz sözü
unutursak “ veya hataya düşersek…” senden başkasına yönelik olarak
amel işlemek gibi bir hataya düşersek, senden ayrılmaya çalışırsak,
senden perdelenirsek bizi sorumlu tutma. çünkü bizler uzak düşmüş
garipleriz, sana verdiğimiz sözün üzerinden uzun zaman geçti. senden
uzak diyarlara sefere çıktık. türlü belalar içinde karanlıklarda
sınavlardan geçmekteyiz. senin huzurunda bir değerimiz ya da
miktarımız yoktur ki bizi günahlarımızdan dolayı sorumlu tutasın.
“ey rabbimiz! …bize ağır yük yükleme.” zatımız, sıfatlarımız ve
fiillerimiz ile ilgili olarak bize ağır yük yükleyip bizi yerimizde çakılı kılma,
senden uzaklarda bırakma. çünkü bundan daha ağır bir şey olmaz.
“bizden öncekilere yüklediğin gibi…” fiilin zahirleriyle veya sıfat
bâtınlarıyla perdelenenlere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. “ey
rabbimiz! bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme.” ayrılık acısı,
vuslatından yoksunluk, celalin perdesiyle cemalinin müşahedesinden
mahrumluk gibi kaldıramayacağımız yükler de yükleme.
“bizi affet.” fiillerimizin ve sıfatlarımızın kötülüklerini affet. çünkü,
bunların tümü bizi senden perdeleyen karanlıklardır. affının ve
hoşnutluğunun verdiği mutluluktan bizim mahrum
kalmamıza neden olmuşlardır.
“bizi bağışla…” varlıklarımızın(vehmi benliğimizin) günahlarını bağışla. çünkü, bu büyük günahların en büyüğüdür. nitekim şöyle denmiştir:
“günahım ne?” dediğim zaman, cevap vererek dedi ki “varlığın öyle
bir günah ki, başka hiçbir günahla mukayese edilmez.”
“bize acı…” fena sonrası bahşedilmiş varlık vererek bize acı. “sen
bizim mevlamızsın.” yardımcımızsın, işlerimizin idaresi senin elindedir.
“bize yardım et.” çünkü, işlerinin idaresini üstlenen velinin, velayet
ettiğine(velisi olduğuna) yardım etmesi bir haktır.
ya da sen bizim efendimizsin. bir efendinin kölesine yardım etmesi haktır.
“kâfirler topluluğuna karşı…” sürekli kötülükleri emreden nefslerimizin kuvvetlerine, şeytanların askerleri olan vehimlerimize karşı ve hayallerimizden oluşan ve senden perdelendikleri için bizi de küfürleri ve zulümleriyle senden
perdeleyen karanlık güçlere karşı bize yardım et.

