Epeyce önceden bana gönderilmiş bir mesajı gözden kaçırmışım. “an” konusunu güzel sezmiş arkadaşımız. yayınlayalım da boşa gitmesin marifet:
“geçen günlerde abdülkadir geylani hazretleri ile ilgili makaleniz beni çok etkiledi.
özellikle şu kısım:
{esasen tüm insanlık olarak bizler şu anda mahşer meydanında ayakta bekliyoruz. dünya hayatının tamamı ayakta uyuklarken saniyeler içinde gördüğümüz bir rüyadan ibarettir]
ama bu söylediğinizi bütün iliklerime kadar hissettim sanki. hissediyorum ve hatta sanki biliyorum, eminim. şu anda bizler bir an’ın içindeyiz. tek bir an. bu an’ı biz anlayalım diye, cahil olduğumuz için allah uzuuuun uzuuuun anlatıyor bize. “ilim tek bir nokta idi, onu cahiller çoğalttı” sözü de buna işaret ediyor gibi sanki. o tek bir noktayı bizler aldık, ondan harfler yaptık, sonra kelimeler sonra da cümleler. işte o cümleleri yaşıyoruz. kabe de o nokta ve o an sanırım (manasını kalbimle seziyorum gibi ama emin değilim). bütün dünya hayatı o tek noktanın uzatılmasından ibaret galiba.
geçen gün ömer tuğrul inançer’in çocukluğunu ve bursa’yı anlattığı bir videosunu açmıştım. o sırada evimin camına bir kumru kuşu geldi, kondu (daha önce hiç kuş gelmemişti evimin camına). o zaman da siz geldiniz aklıma. daha sonraki günün akşamında da ben bir rüya gördüm. rüyamda 5-6 tane türünü bilmediğim kuş vardı. bir tanesinin ağzı insan ağzı gibiydi ve “bana, bana rızık ver” diyordu. bugün, her gün yaptığım gibi sizin yeni makaleniz var mı diye girdiğimde kuşlar ile ilgili yazdığınız şeyi görünce, size yazmak istedim. kuşların benden istediği rızık ne olabilir diye kendimce bir yorumum var.”
