Her şuur mertebesinde karşımıza mutlaka bir antitez çıkar ve olanca gücüyle bize yüklenir.
tasavvuf yolunda ilerlemek ve şuur mertebelerinde tırmanmak, kesinlikle antitezin tacizlerine, hücumlarına katlanabilmeyi, sabredebilmeyi ve onun tuzaklarından kendini sakınabilmeyi gerektirir.
mesela isnetus’un tavsiyesine uydunuz ve günlük olarak mesnevi okumalarına başladınız. kalbiniz sürura ve sevince boğuldu. derken… 3-5 gün sonra arkadaşlarınızla karşılaştınız ve eski alışkanlık nüksetti. oturup geçmiş günlerdeki gibi kafayı çektiniz.
ertesi gün içinizde fırtınalar kopacak. gizliden bir ses şöyle fısıldayacak: “bak gördün mü? 3 günde eski haline geri döndün. ben sana dedim senden bir halt olmaz diye. sen kim maneviyatta ilerlemek kim. senden olsa olsa meyhaneci olur. sen boşver böyle işleri de keyfine bak. senden anca bu kadar olur”
insan kendi meşrebine göre farklı bir günaha da düşmüş olabilir; ama antitez kutbundan gelecek olan sözler, hemen hemen verdiğim örneğe yakın olacaktır. işte bu noktada sebat etmek ve ısrarla çalışmalara devam etmek gerekir. karamsarlık, yılgınlık, ümitsizlik ile çalışmadan el çekmek, antitez kutbuna mağlup olmak demektir.
hiç kimse ne günahtan ne de antitez kutbunun hücumlarından masun değildir. her şuur mertebesinin kendi antitezi vardır ve gücü de içinde bulunulan mertebeye göre değişir.
her ne kadar antitezin eziyetlerine katlanmak zorsa da şuurun yükselişi buna bağlıdır. antitez olmasaydı yükseliş de mümkün olmazdı.
antitez ne mi? hani şu eskilerin şeytan dediği…

