Sevgili bir peri güzelidir; ama dokunmadığın, el sürmediğin müddetçe. elini sürdüğün anda büyü bozulur ve karşında korkunç suratlı, çirkin mi çirkin bir cadı belirir. sen de mesholur ve bir ifrite dönüşürsün.
işin ilmini büyük üstadımız râci’den öğrenelim:
**
“kuşların cıvıltısını ya da perilerin şarkısını andıran gönül
okşayıcı sözlerle “hoş geldin!” diyen kızlardan biri kavrulan du-
daklarıma bir kadeh uzattı. aklımı kaybetmiştim. kadehi alıp iç-
tim. buz gibi soğuktu ve tattığım içeceklerin hepsinden güzeldi.
yeniden doğmuş gibi oldum. derhal bohçalar getirildi. içlerinden
süslü ve ipekli havlular çıkarıldı. hizmetçilerim mini mini elleriyle
elbisemi çıkarmaya başladılar. önce odanın bitişiğindeki bir sa-
lona, oradan da hamama sokuldum.
hepsi çıplak bir sürü huri
karşıladı beni. bedenleri o kadar mükemmel ve çekiciydi ki bu gü-
zellik abidelerinin arasına melek bile girse şehvete kapılırdı. her
yanı çeşitli renklerdeki taşlardan yapılmış olan hamamın göbek ta-
şına serilmiş bir yatağa yatırıldım. hurilerin mini mini elleri altında
bedenim titrerken, kadın tellâk kılığına girmiş bu eşsiz heykellerin
zarif dokunuşlarıyla fazlaca yorulmuş olan bedenim kısa bir süre
sonra tamamen uyuştu ve tatlı bir uykuya daldım.
uyandığım zaman hamamın sıcak bir bölmesine götürülerek yıkandım. arka-
sından soğuk su dökündüm. böylece yorgunluğum geçmiş, can-
lanmıştım. baştan başa hayat pınarı kesilmiş bir vaziyette hamam-
dan çıkarılıp, mükemmel bir odaya götürüldüm. abanoz ağacın-
dan yapılmış bir masaya gümüş bir tepsi konuldu. sofra kuruldu.
dünyadaki yemeklerden hiçbirisiyle kıyaslanamayacak kadar lez-
zetli yemekler getirildi. peri yüzlülerden biri billur bir sürahi ge-
tirdi. bir kadeh şarap sundu.
bir grup kız ellerine müzik âletleri
alıp, şarkı söylemeye başladılar. bu zevk âlemi bir saat kadar sür-
dü. sevincim son haddine varmış, nefsim kudurmuş ve şehvetin
verdiği azgınlıkla âdeta bir canavar kesilmişti. o sırada içeriye bir
kız girdi. ellerini göğsünde kavuşturarak karşımda durdu.
-efendim, peri, size kavuşmaya ve sizinle muhabbet etmeye
can atmaktadır. kaç gündür gözyaşları içinde gelmenizi bekliyor-
du. buyurun!., dedi.
sonra koluma girerek beni sarayın ikinci katına çıkardı. bir
odaya sokup, kapısını kapadı. güzellik perisinin yüzünü görün-
ce, hayretlere düştüm. dünyada gördüğüm en güzel kadının bu
güzellik perisine göre durumu, on paralık bir mumun, güneşe
göre durumu gibiydi.
gözlerim kamaştı. karardı. dizlerimin bağı çözüldü. gözle-
rindeki şehvet kıvılcımı o kadar çekici, dudaklarındaki gülümse-
me o kadar arzu uyandırıcıydı ki heyecandan ayağa kalkamadım,
sürüne sürüne yatağın yanına gittim. merhamet dilercesine, ba-
yağılaşarak, bir dilenci gibi, gözlerimi bu eşsiz güzele çevirdim.
aşk perisi, erguvanî tüllerle süslü bir yatakta yatıyordu. gümüş
gibi beyaz vücudunu yalnızca ince, ipek bir giysi örtüyordu. bu
haliyle, etrafında ışık huzmesi olan aya benziyordu.
bu ince örtü o eşsiz güzellikteki bedeni örtmüyor, o melek
yüzlünün arzu ile seyredilmesini engellemiyordu. gözlerindeki
şehvet ateşi alevlendi. dudakları arzu ve gücenmeyi anlatan can
alıcı bir titreme ile titremeye başladı. al yanağı şehvet ateşiyle bir
kat daha kızardı. kollarını açtı. siyah saçları, aşkla titreyen gü-
müş gerdanını sardı. böylece, bir güzellik abidesi çıktı ortaya.
kollarını açarak: “gel!.. gel!” dedi.
ben minnet ifade eden bir çığlık kopararak kucağına atladım.
parlak yanaklarını ve titreyen dudaklarını öptüm. bu birleşme sa-
dece bir an sürdü, bir an…
o sırada gök gürültüsünü andıran bir ses yeri göğü inletti.
korkunç bir zelzele, sanki dünyayı alt üst etti. düşen bir yıldırım
sarayı sarstı. o kocaman bina bir avuç toprak gibi yığıldı. yıkılıp
gitti. korkudan gözlerimi kapadım. sevgilime sarıldım. gözleri-
mi açtığımda kendimi bir cadının kucağında buldum. çok iğrenç
ve çok pisti.
hayret ve nefretle dolu bir çığlık kopararak, boynuma sarmış
olduğu kollarını açtım ve kendimi kurtarmaya çalıştım. baykuş
sesini andıran kahkahalar kopardıkça hilâl şeklindeki çenesi,
kartal gagasına benzeyen burnuna değiyor, bu iki çengel birbirin-
den ayrıldıkça lağım çukuruna benzeyen ağzı açılıyor, sararmış
uzun dişleri görülüyordu. ben kendimi kurtarmaya çalıştıkça, ca-
dı olanca kuvvetini kollarına verip beni bırakmamaya çalışıyor ve
şöyle diyordu:
-nankör! az önce ayaklanma kapandığını ve tattığın eşsiz
zevki unuttun. merak etme, ben, bir müddet sonra yine eski hâ-
lime döneceğim.
güç belâ cadının elinden yakamı kurtardım. saray, bir çöplü-
ğe dönüşmüştü. önceden herbiri birer huriye benzeyen hizmet-
çiler şimdi birer cadı olmuştu. beni kovalamaya başladılar. elle-
rine düşmemek için ardıma bakmadan koşuyordum…”
râci’nin maceralarını içeren amak-ı hayal isimli eseri aşağıdaki linkten indirebilrsiniz;
https://yadi.sk/d/5jwmgdel9fgaq
