Aşk, son haddine ulaştığında kişi adeta buz keser. tüm o eski ah-u eninler, ağlayıp sızlamalar, hasret ve özlem duyguları son bulur. tıpkı ısının en ekstrem derecesinde etrafını ısıtmayıp, tam tersine etrafındaki ısıyı soğurması, yani soğuk ateş olması gibi…
tantanalı aşk, esasen uzaklıktan haber verir. yakınlığın dahi ötesine geçenlerin kılı dahi kıpırdamaz. prusya subayı kadar soğukkanlı olurlar. imam-ı rabbani hazretleri bu durumu, “görmez misin ki, kişiye kendinden daha yakını yoktur. sen hiçkendine karşı şevk, özlem, vecd hisleri ile dolanı gördün mü” sözleriyle açıklar.
tasavvuf yolunun başındakilerin yakıcı aşklar yaşamaları, özlemle, hasretle kalplerinin pare pare olması kaçınılmazdır. bu aşkın yakıcılığı ile kalpler arınır, süfli dünyadan kesilir. yapacak bir şey yok. çaresiz katlanılacak. aşkın ateşiyle kavrulmak, cehennem ateşinde yanmaktan evladır.
işin garip tarafı bu aşkın kırıntısı için sokaktaki insanlar her şeylerini verirlerdi; birbirlerini çiğnerlerdi. onlar aşkı arayıp da bulamıyorlar. bulanlar ise şikayet ediyorlar. ne tuhaf şu insan denen yaratık.
