Her türk erkeği gibi benim de silaha elimi koyup gür sesle ettiğim yemindir.
yanımda duran ve türkiye’de bilinen cemaatlerden birine bağlı olan arkadaşım, yemin esnasında yeminine olumsuzluk ekini kattı; yani “bağlı kalacağıma” diyeceği yerde “bağlı kalmayacağıma” dedi.
evet, kemalizme ve onun temsil ettiği her şeye ben de karşıydım; ancak bu türden sahtekarca tavırlar bana çok ters geliyordu; vicdanım kabul etmiyordu.
hayır kardeşim! ben öyle veya böyle o yemini ettim ve yeminime şu anda dahi sadığım.
“barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada her zaman ve her yerde, milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu türk sancağının şanını canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda eyliyeceğime namusum üzerine and içerim”
üçkağıtçılık, hin oğlu hinlik, saman altından su yürütme, takiye…bunlardan hep nefret ettim…tasavvuf büyükleri bin yıldır bize dürüst olmamızı, içimizin dışımızın bir olmasını boşuna mı öğütlüyorlar sanıyorsunuz! elbette bir bildikleri var da, o yüzden bize böyle tavsiyelerde bulunuyorlar.
insanları kandırabilirsiniz ama evrensel bilinci asla kandıramazsınız; o size niyetinize göre muamele eder. eğer hile hurda yoluna başvurursanız, hayatta karşılacaklarınız da ona göre olur.
bakın takiyenin nirvanasına ulaşan fetö’nün sonu ne oldu? önce en yükseğe çıkarıldılar; sonra oradan aşağıya serbest düşüşe bırakıldılar. adeta lisan-ı halle onlara “hile öyle yapılmaz; böyle yapılır” denildi.
unutmayalım! dürüstlük, iç tutarlılık önce kendimiz için; boşverin başkalarını…
