Ateist veya türevleri olmak için özel bir gayret göstermeniz gerekmiyor. kendinizi akıntıya bırakmanız yeterlidir. 19. ve 20. yüzyılda dünya ölçeğinde “resmi ideoloji” materyalizm ve onun uzantısı olan sair görüşlerdir.
insanların ezici çoğunluğu böyledir. içinde doğdukları düzeni ve onun ideolojisini sorgusuz-sualsiz benimserler. daha da ötesi, bütün hayatlarını ve egolarını o görüşe endeksledikleri için nefs-i müdafaa halinde mezkur görüşleri savunurlar.
asıl zor olan düzene karşı çıkmaktır ve hakikat hep oralarda saklanır.
dini(!) dogmatizmin hakim olduğu ve bir menfaat şebekesinin din kılıfında halkın üzerine çöktüğü bir demde,
“sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altındadır” diye haykıran muhyiddin-i arabi olabilir misiniz?
kökeni tâ eski mısır’a ve yunan’a uzanan ve özü boşaltılmış ve sadece kuru kabuğa indirgenmiş “batılı materyalist dünya görüşü” göklere meydan okuyup ok çektiğinde,
“gerici, yobaz, örümcek kafalı vs…” yaftaları yemek ve alay edilmek pahasına, “yeter” deyip göklerin sesi olabilir misiniz?
evet, çağımız deccaliyet devridir. malum, deccalın tek gözü kördür. onun irfanı maddeyi görür, onu her türlü faydaya dönüştürür ama madde ötesini göremez, çünkü öteleri görecek gözü kördür.
elbette decccalın da kendine göre bir ahlak öğretisi vardır. temellendirilmesi biraz sıkıntılı bile olsa. mafya babalarının bile bir “racon”u olması gibi. dark side/ karanlık yüz dahi bir ahlak öğretisi gerektirir. ahlak olmazsa hayat olmaz.
o ahlakın özü benlik ve kibirdir. her bir davranış son tahlilde kişinin egosunu şişirmeye yarar. cezalandırma süreci ise tam tersi bir işlemdir.
örnek:
“ben ateistim ve iyilik yapıyorum. karşılık için iyilik yapmaktan çok yüce. ben yüce ve üstün biriyim. kendimi takdis ederim.”
not: Allah rızası için, “motivasyon teorilerini” önce bir okuyun da ondan sonra görüş beyan edin…
