Tasavvuf ilminde biz de bilimdekine benzer bir yaklaşımda bulunuyoruz. ayetler ve hadisler bizlere sünnetullahı* açıklıyorlar ve varoluştaki kanunların uçlarını gösteriyorlar. bunları teori haline getirmek ve belli bir model içinde değerlendirmek de tefekkür ehline kalıyor. teknik olarak her tefekkür ehli farklı bir model geliştirebilme yetkisine sahip; ancak pratikte bunlar sınırlı sayıda olabiliyor.
geliştirilen her model, varoluşun işleyişini ve insanların ondan nasıl istifade edeceğini ayrıntıya döküyor. bu model veya modeller çoğu kişinin vehmettiği gibi mutlak değiller ve sadece zan mertebesindeler. zira insan için mutlak gerçeği bilmek mümkün değildir. bununla birlikte daha açıklayıcı ve üstün modeller gelmediği sürece de geçerliliklerini koruyorlar.
bu sistem normalde gayet güzel çalışırken dogmatikler her yerde olduğu gibi gelip olaya limon sıkıyorlar. herhangi bir modeli, onun ancak zan mertebesinde olduğunu dahi anlamaksızın, mutlak gerçekmişçesine sahipleniyorlar ve ölümüne onu savunuyorlar. karşı çıkanları zındık ilan ediyorlar. o modelin alt unsurları ayet ve hadislerden oluştuğu için “sen Allah’a ve peygambere karşı mı geliyorsun!” argümanına sığınıyorlar. hatta yeni bir model üretim girişimini dahi sapkınlık olarak görüyorlar
bilimperestler de hemen hemen aynı minvalde davranıyorlar ve şu anda daha iyi bir izah sunmaktan başka bir kerameti olmayan teoriyi mutlak bilgi imişçesine sahipleniyorlar. doğu ve batı cephesinde değişen bir şey yok anlayacağınız…
