Site simgesi İsnetus

Ateistlerin Hiçbir Soruya Tam Cevap Verememesi

soru

Ateist nasıl cevap versin sorulara?

bilmiyor ki bir şey.

zaten hâlinin bilincinde olsa, “ben tanrı konusunda bir şey söyleyemem; çünkü bilmiyorum; bu konular hakkında hiçbir fikrim yok; ama anti-dinci olduğum, dine şiddetle karşı çıktığım ve ona alerjimin olduğu kesinlikle doğrudur” derdi.

bu anlamda “ateizm hareketi” toplumdaki belirli kesimler tarafından empoze edilen “din” adlı paradigmaya şedid bir direnç, öfke ve protesto tavrının kavramsal ifadesidir; ötesi değildir.

agnostikler ise düşünsel olarak biraz daha dürüst kimselerdir. o “tanrı konusunu düşündüm ama elime bir şey geçmedi; herhangi bir sonuca ulaşamadım” demektedir ki, ulaşması da mümkün değildi zaten. zira üstbeyin(zihin) faaliyeti ile tanrı konusunda bilgi edinmeye çalışmak beyhude bir çabadır.

altbeynin çalışma prensibi ise başkadır. o evren ile enerjetik veya elektromanyetik bazlı bir etkileşime girer. zira kendisi dahi organik tabanlı bir elektromanyetik alan üretecidir nihayetinde(bu ifadeyi fikir verme amaçlı çok genel bir yaklaşım olarak görünüz; çünkü bu konunun inceliklerini bilimsel olarak pek bilmiyoruz).

bu çerçevede her insanı belirli frekanslarda titreşen enerji yumakları olarak tahayyül edebiliriz. her insanın titreşim frekansı farklıdır. titreşim frekansı birbirine yakın olanlar bir araya gelme eğilimindedir. çoğu insanın titreşim frekansları değişik hayvanların seviyesindedir.

diğer yandan her toplumun fertlerini bir üstyapı olarak birleştiren ve birbirine bağlayan daha süptil enerji alanları mevcuttur. birbirinden farklı karakterde topluluklar veya milletler böyle oluşurlar. her topluluğun veya milletin kendine özgü bir elektromanyetik alanı, ona göre bir kimliği, karakteri, gelişmişliği ve kaderi vardır.

bunların dahi üzerinde çok daha süptil olan insanlığın elektromanyetik alanı vardır. evren dahi bu şekilde kat kat frekans basamakları olarak yükselir.

kişi titreşim frekansının yüksekliği miktarınca evrenin yüksek katları ile iletişime ve etkileşime girer. peygamberler ve evliyanın titreşim frekansları ise muazzam derecelere ulaşmıştır. zaten bu yüzden onlar diğerlerinin bilemediklerini bilirler, göremediklerini görürler ve haber verirler.

işte iman dediğimiz olgu da tam olarak bu görüş yeteneğidir. yani altbeynin titreşim frekansının yüksekliğince elde ettiği görüş kabiliyeti ve böylece evrensel sırlardan haberdar olmasıdır. bu haberdar oluş ilham veya vahiy yoluyladır.

pek çoklarının zannettiği gibi iman körü körüne bir kabullenim değildir. bilakis belirtildiği üzere o kimsenin altbeyninin frekansının yüksekliğince evrenin sırlarına ilham(veri taşıyan elektromanyetik etkileşim ve enerji akışı) yoluyla vakıf olmasıdır. bir kimsenin altbeyninin titreşim frekansı ne kadar yüksekse, imanı yani görüş yeteneği de o kadar yüksek olacaktır.

altbeyin olarak düşük frekansta kalanların ise kendilerine nakledilen evrensel bilgileri inkar etmek veya körü körüne kabul etmek dışında bir seçenekleri bulunmaz. onlar üstbeyin olarak gelişmiş olsalar dahi, eğer altbeyin olarak düşük frekansta kalmış iseler tabiatın birer memelisi olmaktan öteye gidemezler. siz hiç doğada ilahi bilgilere vakıf canlı gördünüz mü?

bu noktada önemle üzerinde durulması gereken bir konu vardır ki, o da şudur: iman asla körü körüne inanmak değildir. bu meselede müslümanlar bazı hadisleri ve sahabeden naklolan kimi bilgileri çok yanlış değerlendirerek o yönde bir kanaate ulaşmışlardır. bu sebeple toplumda çok yanlış bilgilerin yayılmasına sebebiyet vermişlerdir. bu türden sayısız çarpık bilgi ne yazık ki müslümanlar arasında kol gezmektedir.

isnetus 10.03.2023 11:07 ~ 18:20

Mobil sürümden çık