İşin propaganda kısmını bir yana bırakırsak, ilnur çevik doğruyu söylemiş. tüm dengeleri oturmuş, stabil refah toplumlarında lider çıkmaz. tıkır tıkır işleyen sistem, kurulu düzen, vasat insanlar gerektirir ve ürün olarak da vasat insanlar yetiştirir.
lider demek, kriz demektir.
lider, toplumda büyük yaraların, özlemlerin, rahatsızlıkların, felaketlerin varlığına delâlet eder.
aslında tüm liderler zeki, fırsatçı, işbilir şahıslardır. kendilerini bir şekilde topluma pazarlamayı başarmış ve onlarda “ben size istediklerinizi vereceğim, bunu yalnızca ben yapabilirim” kanaatini oluşturmuştur.
bu minvalde “liderlik” bir imaj çalışması, reklam ve propaganda ürünüdür. bu şekilde ilkel zihinlerde bir tür “süper kahraman” fikri inşa edilir. evet süper kahramanlara inananlar kesinlikle ilkel zihinlerdir.
toplum, kerameti kendinden menkul de olsa, bir lidere bir kez inanınca, ortak bir güç alanı, sinerji ortaya çıkar. işte büyük işlerin başarılması bu güce istinadendir. ancak kurnaz liderimiz başarının tamamını kendine mâletmekte gecikmez; ganimete toptan el koyar.
bir insan ruhen ne kadar düşük mertebeli ise hayalindeki lideri gözünde o denli büyütür. çünkü kişi ne kadar yetersiz, zayıf kişilikli, aciz ise, hayalindeki kahraman da orantılı olarak şişer.
en iptidai tipin kahramanı, en yüksek, en büyük, en yüce olur.
olgun insan, hiç kimseyi kendinden büyük görmez; bunun tabii sonucu olarak da, hiç kimseyi kendinden aşağı da görmez.
iptidai insan, köpek tabiatlıdır. kendinden küçük gördüğünü ısırır, büyük gördüğüne ise kuyruk sallar. lideri ise ulular, tanrılar katına yükseltir.
benim görebildiğim dünyada bu ilkellikte iki millet kaldı; biri kuzey kore diğeri de biz. onların “kim il sung”u varsa bizim de zeus’un oğlu, yarı tanrı, mustafa kemal’imiz var.
