Başkası için her ne istersen, o önce sana verilir sonra da onu yansıtma kabiliyetine göre senin üzerinden başkasına da yansıtılır. evrensel düzenin işleyişi bu şekildedir. bu kuralın herhangi bir şekilde değiştirilmesi veya esnetilmesi asla mümkün değildir.
dikkat etmezsen bu kural çift taraflı kesen kılıç hükmüne girer ve bu kılıçla hem kendini hem de başkasını kesersin.
mesela birine çok kızdın onun hakkında kötü dileklerde bulunuyorsun…bu dileğin sürdüğü müddetçe, enerjetik boyut itibariyle kendini bir tür yıkıcı enerji ile şarj etmeye başlarsın. şarjın gücü, sendeki isteğin şiddeti miktarıncadır. kapasiteni belirleyen ise spiritüel gelişmişliğindir. ondan sonra sendeki bu enerjiyi hedef aldığın kişiye de yansıtır ve bir kopyasını onun enerjetik boyutuna yüklersin. o kimse aldığı yıkıcı enerjinin tesiri ile zarar görmeye başlar; ama dikkat et! sen de aynı enerjiden yüklenmiş durumdasın ve aynı anda sen de belanı bulmaktasın. diğer yandan, spiritüel gelişmişliğe bağlı olarak, kişinin ihya etme gücü veya yıkma gücü logaritmik olarak artmaktadır.
birine güzel dileklerde bulunursak, onun hakkında hep pozitif duygular içinde olursak, bu da söz konusu mekanizmanın olumlu yönde kullanımına örnektir. bu olumlu yöneliş, önce bizi sonra da hedef kişiyi ihya edecektir(bu noktada hz. musa’nın kavminden, allah’tan bir eşek isteyen yaşlı adamın kıssasını hatırlayalım. allah ona ne cevap vermişti? “eğer komşusu için iki tane eşek dileğinde bulunursa, ona bir eşek vereceğim”…niye komşusu için bir değil de iki eşek dilemesi isteniyor?… ondaki haset hastalığının tedavisi için elbette…)
biz her ne kadar kimseye karşı negatif duygular içinde olmayalım, kimseye sövüp saymayalım, lanet okumayalım diye sürekli ikazlarda bulunsak da, hayatın doğal akışında bunlar kendiliğinden vaki olmaktadır.
niçin?
çünkü kötü ahlak, kötü niyet, kötü fiil, çarpık ve bozuk zihniyet ister istemez bunlara muhatap olanlarda tepki uyandırmaktadır. olumsuz davranışlara maruz kalanların kötü duygularla dolmaması, olgun kişiler haricinde, pek mümkün olmaz. böylece cehennem kısır döngüsü başlamış olur.
bu kısır döngüden paçasını kurtarabilenler ancak tevhid ehlidir. zira onlar kendi kendine bağımsız karar alan ve uygulayan birimler görmezler. her birimin hayat denilen bu ilahi oyunda bir oyuncu olduğunu ve o oyuncuların kendilerine ancak kendi bilinç düzeyine ve içeriğine göre muamele ettiğini bilirler. “hırsız geldi benim malımı çaldı”… böyle bir şey mümkün değildir. hırsız kendi kendine gelip senin malını çalamaz. ancak sen mal kaybı yaşamayı hak edersen, hırsız bir ilahi mekanizma gereği senin üzerine sevk edilir. başa gelen tüm olayları bu misale kıyas ediniz…
işte bu nedenle tevhid ehli kimseye kin gütmez ve düşmanlık yapmaz. yaşadıkları olumsuzluklar için ancak kendilerini kınarlar(levvame yani özeleştiri yapan bilinç). bununla beraber, zahir boyutunun hakkını vermek için gerekli olan işleri de yapmaktan kaçınmazlar. mesela malı çalınan tevhid ehli, içten içe bunun sebebinin kendisi olduğunu bilir, hırsıza da kin gütmesi söz konusu olamaz. bir ilahi görevliye niçin kin gütsün ki! ancak bu onu polise gidip şikayet etmekten alıkoymayacaktır. zira dış dünyanın kendine özgü bir işleyişi vardır ve buna uygun davranmak esastır. başka türlü hareket etmek, aklı tahrip eder ve meczupluğa yol açar.
görüldüğü üzere hangi konuya el atarsak atalım, iş sonunda gelip güzel ahlaka dayanmaktadır. güzel ahlak ise lisan-ı hâl ile bizlere, “ben ancak tevhid ağacının meyvesiyim” demektedir.
