Meseleyi romantize etmek ve cevabı beşeri farklarda aramak bizi çok yanlış sonuçlara götürecektir. konuya sistematik olarak yaklaşırsak, cevabın en temel düzlemde “coğrafya” olduğunu görürüz. diğer sıralanan tüm nedenler, temeldeki asıl etkenin nihai sonuçlarıdır.
avrupa, çin gibi büyük ölçüde düz ve ovalık bir bölge değildir. dağlarla, pek çok coğrafi engellerle parçalanmış durumdadır. çin’de önce irili ufaklı pek çok devlet kurulur ve bunlar doğal olarak aralarında savaşmaya başlarlar. en sonunda bir tanesi diğerlerini tasfiye edip tüm çin’e hâkim olur. çin tarihi nerdeyse hep bu şekildedir.
mücadelenin bitmesi, tek bir devletin ve onun resmi ideolojisinin coğrafyaya hâkim olması eninde sonunda her alanda durağanlığı getirir. zaman içinde durağanlık çürümeye inkılap eder.
avrupa’da ise coğrafi parçalanmışlık nedeniyle tek bir devlet kurmak mümkün olmamış ve siyasi yapı hep parçalı kalmıştır. coğrafi engeller nedeniyle küçücük devletler bile varlıklarını koruyabilmişlerdir. bu da sürekli mücadele, sürekli savaş demektir. mücadele ve savaş aynı zamanda farklı ideolojilerin ve fikirlerin zuhuru anlamına da gelir. işte bu çeşitlilik ve sürekli çatışma ortamı, düşünce ve kültür hayatını canlı tutmuş ve daimi bir ilerlemeye sebebiyet vermiştir. zira ilerlemenin motoru çatışmadır, savaştır(bu acı gerçek, barış sevdalılarının ve ütopiklerinin kulağına küpe olsun). tek bir resmi ideolojinin halkın üzerine çöktüğü bölgelerde ise gelişme durmuştur.
ortadoğu ve ortaasya bölgesi de genelde saldırıya ve istilaya açık geniş alanlardan oluşur. ne avrupa’daki gibi kaydadeğer korunaklı bölgeler, ne de çin gibi düz ve geniş ovalar söz konusudur. bu durum siyasi ve askeri olarak aşırı derecede kırılganlığa ve oynaklığa yol açmıştır. bu nedenle ortadoğuda devletlerin en önemli kaygısı yapıyı stabilize etmektir.
bu amaçla merkezi iktidarı güçlü tutmayı en önemli hedef olarak tayin etmişler ve bir tür tarım toplumu sosyalizmi uygulamayı çıkar yol olarak görmüşlerdir. toprakların tamamı devletin veya sultanın olmuş ve topraklar özel şahıslara dağıtılmamıştır. sultan ise devleti aile kimliği olmayan ve şahsına sıkı sıkıya bağlı köleler/devşirmeler ile yönetmeyi tercih etmiştir. ayrıca stabilizasyon için resmi ideolojinin aşırı derecede güçlü tutulması gerekmiştir.
neticede bu garip kolektivist yapılanma, tıpkı çin’de olduğu gibi önce durağanlığa sonra da çürümeye yol açmıştır.
