Ansızın hiç beklenmeyen kötü bir iş, bir belâ gelip çatınca aklını
başına al da, yeise düşme, paniğe kapılma, cesur ol, iyi zanda bulun, iyiye yormaya
çalış.
başkalarının o belalı işin korkusundan benizleri sararsa bile, sen kâr
zamanında da, zarar zamanında da gül gibi gül, tebessüm et. dikkatle bak, gör ki: gülün yapraklarını bir bir koparsan da, o yine gülmeyi bırakmaz, yapraklarının da rengi solmaz.
gül sana der ki; “dikenle beraber bulunduğum için, neden gama düşeyim?
kendimi kedere salayım? zaten gülmeyi, o kötü huylu dikenin arkadaşlığına
katlandığım için kazandım, onun yüzünden elde ettim.”
hz. mevlânâ bir rubaisinde şöyle buyurur: “arkadaşı ile hoş geçinen arkadaşsız kalmaz, müşterisi ile uzlaşan tâcir de iflas etmez. ay geceden ürkmediği, karanlıklardan kaçmadığı içindir ki nürlandı, ışık saçmaya başladı. gül de o güzel
kokuyu diken ile hoş geçindiği için kazandı.”
allâh’ın takdiri gereğince, bir şey kaybedersen üzülme, şunu iyi bil ki
o kaybettiğin şey senden bir belayı giderir. tasavvuf nedir? diye bir büyüğe sordular. “sıkıntı, gam ve keder zamanında gönlün ferah, huzûr içinde olmasıdır.” cevâbını verdi.
cenâb-ı hakk: “kurt gelse ve koyununuzu telef etse bile kaybettiğiniz şeyler için
mahzun olmayınız.” diye buyurdu. (hadîd sûresi’nin 22-23. âyetine işaret edilmektedir)
çünkü başa gelen o belâ, büyük belaları giderir; o ziyan daha çok ziyanlara
engel olur. aslında bir ziyana uğramak, bir çok ziyanları giderir. bizim
bedenlerimiz de, mallarımız da, canlarımız da fedâ olsun. çünkü biz, can ile var
olduk, can ile yaşıyoruz. biz candan ibâretiz. yâni canımıza gelecek belâ, bedenimize, malımıza gelir. nitekim, evlerde bardak, fincan gibi şeyler kırılınca; “ziyanı yok, gelecek belayı def eder.” derler ki, doğru bir sözdür. onun için insan bir musîbete, bir belaya uğrayınca, onun daha büyük bir felâketten eman olduğunu düşünmeli ve kazâya râzı olmalıdır. pâdişahların huzûrunda bir gazaba, öfkeye uğrayınca malını verir, canını kurtarırsın.
(mesnevi’den)
