Eski devirlerde bile insanlar bu kadar düşük bilinçte değilmiş. onlar “kral veya padişahın tanrı tarafından seçildiğini, cüzi insan iradesinin bu işte rolü olmadığını” söylerlerdi. avrupa’dan japonya’ya kadar tüm coğrafyada bu gerçek gayet iyi bilinirdi.
biz aynı hakikati günümüz diliyle izah edelim:
tüm toplumların daha doğrusu toplumların bilincinin tarih içinde bir seyri vardır. tıpkı evrile kıvrıla giden bir nehir gibidir bu kolektif bilincin yolculuğu. bu nehrin öylesine yüksek bir debisi vardır ki, insan iradesi onun önünde saman çöpü gibidir. tüm cüzi iradeleri önüne katıp götürür. saman çöpleri de zanneder ki, tarihi biz yapıyoruz. halbuki tüm saman çöpleri, o akıntının elinde oyuncaktır.
insanın yapabileceği en fazla kendi niyetini ve bilincini, olaylara bakış açısını değiştirmektir. olayları etkilemek ise onun gücü haricindedir. düşük bilinçler bu gerçekten perdeli oldukları için yırtınır dururlar. akıllarınca gidişatı değiştireceklerdir. dış dünyanın etki edemeyecekleri olayları ile uğraşırken asıl yapmaları gerekeni de ihmal etmiş olurlar. kendi bilinçlerini geliştiremeden bu dünyadan giderler. çok büyük bir kayıptır bu. zira ölüm anındaki son bilinç düzeyimiz ile ebediyen devam edeceğiz. biyolojik bedenimizi kaybettikten sonra artık bilincimizi yükseltme imkanımız tamamen ortadan kalkar.
bu düşük şuurun çok önemli bir sonucu da tarihi bir takım olağanüstü kahramanların yaptığını sanmak ve onlara ilahlık atfetmektir. halbuki o kahraman addedilen şahıslar dahi tarihin akıntısına binip yükselmiş saman çöpleridir. eğer o saman çöpleri büyük işleri kendilerine mâl ederlerse, birer firavun hükmünü alırlar; onlara tapanlar da firavunun kulları olur.
not: diğer toplumların da tarih içinde benzer bir akışa tâbî olduğunu ve hepsinin arasında karşılıklı etkileşim bulunduğunu düşünürsek, olay çok daha karmaşık noktalara gider. ayrıca başka ilave faktörler de vardır. ancak ben içinden çıkılmaz, anlaşılmaz olmaması için şimdilik meselenin yalnızca tek bir vechesine değindim.
