Benim prensibim daima şu olmuştur: hiçbir şeye itiraz etme. hiçbir şeyi inkar etme. anlıyorsan âlâ; anlamıyorsan rafa kaldır. belki de onun hakikati ilerde, başka bir zaman sana açılacaktır; ama inkar edersen, artık ebediyen ondan perdelenirsin.
bu dünya bizlere sunduğu kötülük ve şer potansiyeli ile diyalektiğin(tez-antitez-sentez) işlemesini sağlar. bu da şuur mertebelerinde ilerlememizi ve hakikate yaklaşmamızı temin eder. kötülüğün yani diyalektiğin negatif ayağının olmadığı bir ortamda şuurun yükselişi mümkün değildir.
her aştığımız antitez bizi ateşten, karanlıktan, şeytandan bir derece kurtarır. her aldığımız şuur mertebesi ile nura, cennete, hakka bir derece daha yaklaşmış oluruz. yükseldikçe, titreşim frekansımız arttıkça, güzel ahlaka ve cennete doğru uçarız. titreşim frekansımız düştükçe yoğunluğumuz artar, ahlakımız bozulur ve cehenneme doğru çökeriz.
sonuç: her türlü inkar bilincin yükselişini sekteye uğratır.
not: yukarda verilen bilgiyi bir misalle somutlaştıralım. belki böylece daha iyi anlaşılır:
tez veya ifrat> savurganlık
antitez veya tefrit > cimrilik
sentez veya itidal> cömertlik
her insan bu örnekte verilen çelişkiyi bir ölçüde yaşamıştır. kişi, savurganlık ve cimriliği aştığında ve cömertlik denilen itidal haddine ulaştığında, o huyun ateşinden kurtulmuş ve cömertliğin verdiği huzur duygusuna ulaşmış olur. yani cimrilik ve savurganlığın insana yaşattığı acı deneyimlerden kurtulur ve verdiği huzur duygusunun cennetine girer.
ahlakın her bir şubesi için daha binlerce deneyim beklemektedir insanı ve her bir huyun ayrı ayrı cehennemi ve cenneti vardır. bu anlamda cennet de cehennem de dünyadadır. ancak sahip olduğumuz bilinç ölümden sonra da devam ettiği için, cennetimiz veya cehennemimiz de bizle beraber ölüm ötesi boyuta geçer. belki de ölüm ötesi boyutta zaman kavramı olmadığı için veya farklı olduğu için şuurumuz içindeki ateş veya huzur da ebedileşip kalacaktır.

