Alain delon röportajında şöyle demiş:
“beni korkutan onu(kadını) tatmin edememek değil. asıl, onun gözündeki imajımın paramparça olmasından korkarım. çünkü bu, beni ölümlüler katına indirir”
bakın halkın ona olan teveccühü neye yol açmış. adam kendini ilah gibi görmeye başlamış; ama zoraki bir ilah…sürekli rol yapan, sürekli halkın gözündeki imajını korumaya çalışan, didinen çırpınan zavallı bir ilah.
ona bu ilahlık payesini veren de elbette diğer ilahlardır. küçük ilahlar, büyük ilahı kendinden yukarıda, bir üst ilah olarak konumlandırıyor. emmarenin, yani madde ve tabiat seviyesi bilincin huyu ve ahlakı böyledir. ancak bu küçük ilahlara(halka) sakın ola ki itimat etmeyesiniz. zira en küçük falsonuzda sizi düşmüş bir ilah olarak yerlerde tekmeler. ilahlarda vefa ve sadakat olmaz(allah, yani yegane ve hakiki ilah ise kendini vefalı ve sözünde sadık olarak tanımlamaktadır).
emmare bilincin zannının aksine, halkın teveccühü dahi insanın kendisini değerli hissetmesine yeterli gelmemekte, tam tersine o duyguyu başka ve ifrat bir noktaya savurmaktadır.
halk= dışı ezik, içi kibirli
ünlüler= dışı kibirli, içten ezik
niçin böyle oluyor?
film yıldızı size mükemmel ve kusursuz insan portresi çiziyor görüntüde; ama biraz sonra tuvalete gidip ihtiyaç gideriyor. sizce o anda içinden neler geçiyor? acaba, “halka kusursuz insan gibi görüntü veriyorum; ama bak aynı ben de onlar gibi ihtiyaç giderdim. aslında ben de aynı onlar gibi zavallıyım” diyor mudur içinden?
tuvalet deyip geçmeyin. insana böyle bir özelliğin verilmesindeki büyük hikmeti görmek lazım.
amerikalılar der ki:
“tanrı insanı yarattı; colt onları eşit kıldı” (samuel colt, revolver tabancanın mucidi).
amerikalılar sığlıklarından böyle yüzeysel bir laf etmişler. ben de diyorum ki:
“tanrı insanı yarattı; tuvalet ihtiyacı onları eşit kıldı”. ancak sefaletteki eşitliktir bu…
muizz ve müzill allah’ın iki ismidir. muizz, izzet yani değer, ululuk veren demek. müzill ise zillete düşüren, hor ve hakir kılan demek.
sizce hiç allah’ın değer ve ululuk verdiği kimseyle, kendi kendine büyüklük pozlarına giren kimse bir olabilir mi?
allah’ın bir kimseyi değerli ve yüksek kılması, ona esma nurlarını yansıtmak yoluyladır. evet bu yansıtma emanet yolludur. yani esmalara mazhar olan kişi, esmaların sahibi değildir; tıpkı ayın güneşin ışığını yansıtması ama onun sahibi olmaması gibi.
insanın aslı hiçtir, yokluktur. bir diğer deyimle insan yoktan var edilmiştir. eğer bir değeri varsa, bu ona hakkın verdiği kadarıyladır.
insanın ilahlık iddiasının üç unsuru vardır:
1. bağımsız güç sahibi bir varlık olduğu zannı
2. mülk sahibi olduğu zannı
3. hüküm sahibi olduğu zannı(etrafta çok görürsünüz bunu. sürekli insanları yargılarlar. oysa ne olursa olsun kimseyi yargılamadan sahibine, yani hakka havale edip geçmek gerekir. rabb o kulunu senin o kınadığın halle terbiye ediyor belki. nereden biliyorsun?).
eğer çokça “lâ havle ve lâ guvvete illâ billah” deyip, yegane güç ve mülk sahibinin allah olduğu gerçeğini kalbimize(altbeynimize) kazırsak, o zaman lafta değil de yaşantıda ilahlık iddiasından ve hakka karşı kibrimizden vazgeçmiş oluruz. büyüklük taslayanı allah alçaltır; kendisine karşı tevazu göstereni ise yükseltir. işte değersizlik hissinin gerçek çözümü budur.

