Ortaçağda, o zamanki şartlar gereği, toplumları hizada tutmak için sentezlenen dogmalar dinlerden devşirilmiş idi. gerçekte ise, peygamberlerin insanlara tebliğ ettiği dinin dogmayla uzaktan yakından alakası yoktur. din, saf ve som hakikatten ibarettir. hatta din, ilk indirildiği demde önceki yapı ve dogmanın şiddetli direnciyle karşılaşır.
toplumların değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez bir âdetidir ki, peygamberin getirdiği dini bile bir müddet sonra dogmalaştırırlar. evet, toplumlar hakikat düşmanıdırlar.
bu izahlardan da kolayca anlaşılacağı üzere toplumlara yeni bir dogmayı benimsetmek istiyorsanız önceki dogmayla savaşmanız ve kazanmanız gerekir. bilhassa aydınlanma dönemindeki aklı esas kabul eden ve neticede pozitivizme doğru evrilen dogma, selefini devirmek durumundaydı çünkü tarım toplumlarındaki feodal elitin hakimiyetine meşruiyet veren din ambalajlı dogma, burjuva için aşılması gereken bir engel idi.
bu sebeple iktidarı ele almak isteyen burjuvazi, feodal tarım elitine karşı savaşırken onun meşruiyet kaynağı dine de saldırmak zorunda kaldı ve ateist, rasyonalist akımlara büyük destek verdi ve onların propagandasını yaptı ve nihayet kendi iktidarı döneminde de “akıl ve bilim”i kendi meşruiyet kaynağı, resmi dogma-ideoloji olarak tespit etti.
vel hasılı kelam, peygamberlerden gelen hakikatleri reddetmek ağır sonuçlara yol açacaktır. hele bu inkar, sırf bir iktidar tepişmesi ve propaganda savaşına kanıp yapılıyorsa…
türkiye’deki bilimin gelişmesi:
(bkz: #33406988)
Din Otoritesi Yıkılmadan Gelişilemeyecek Olması

