Her insan hayatına anlam verecek bir düşünce kalıbına ihtiyaç duyar. herhangi bir değer yargısı yüklenmemiş insan bulmak mümkün değildir.
değer yargılarından tamamen arınmış bir insan ya delidir, ya da veli’dir. veliler de içinde yaşadıkları toplumun değer yargılarını şeklen benimserler, onlara faydalı olabilmek ve deli diye damgalanmamak için. hakiki meczuplar ise bir sebeple bu dengeyi sağlayamayan velilerdir.
gerçekte din, egonun yani ayrıksı benliğin çözülüp kişinin varoluşa katılması ve o yaşantıda erimesi hâlidir. her ne kadar vahdet/birlik zevki işin esası olsa da, pratikte karşımıza çıkan onun yeryüzüne düşmüş gölgesidir.
mesela gerçek çatışmaya katılan bir asker, eğirdir’de aldığı eğitimin kendisine çok anlamsız geldiğini yazmıştı bir yerlerde. elbette öyledir, ancak yaşayan bilir o durumları. ama şunu da ilave etmeliyiz ki, işin aslı başka diye, şekli askerlik eğitiminden de vazgeçemeyiz. o da bir gerekliliktir. işte dinin yeryüzüne şekli ölçüler görünümünde düşen gölgesi, sözü edilen eğitim imkanını sağlar.
Allah’a ulaşmak isteyen kimse nefsi ve şeytanı ile ölümcül bir savaşa tutuşmak zorundadır. bu olguyu hayali, mistik, fantastik vs. gibi görmeyiniz. onlarla savaş(cihat), dark side ile yüzleşmektir. bütün antitezleri bir bir devirip aşmaktır.
antitez çukurlarından birine düşüp çıkamazsanız biliniz ki, orası artık sizin gayya kuyunuzdur. Allah’a varmak ancak bütün zıtların aşılmasından sonra mümkün olur. bir tane bile antitez kalmaması lazımdır. işte tevhid(birleme) dediğimiz durum böyle ortaya çıkar. zira her antitez bir şirk kapısıdır.
zıttını aşmak onu yok etmek veya inkar etmekle başarılamaz. tam tersine onu kucaklayıp, kendinde eritmek gerekir. tasavvufun hoşgörüsü buradan kaynaklanır. burada ucuz ve şov cinsinden bir hoşgörüden bahsetmiyoruz. eğer muhalifinizi stalin gibi yok ederseniz, diyalektiği işletemez ve çakılır kalırsınız. mesela ben ateizmi elbette ortadan kaldırmak istiyorum ama kafalarına kurşun sıkarak veya onları zorla inandırarak değil, ortaya koyduğum güneş gibi fikirler ve ahlakla onların gönlünü çelerek…buna muvaffak olabilmek için ne kadar çok şeyi aşmam icap eder hesaplayın.
bu anlamda, din bana düşmanlarımla savaşmak için silah, techizat ve yol bilgisi sağlıyor. lakin dinin basitçe bir kültür inşa etmek, hayat tarzı sunmak ve siyasi, idari yönü de var. hatta zaman içinde bu ikinci kısım galebe çalmış ve dinin önceki anlamı hemen hemen unutulmuş.
inşa edilen kültür, her beşeri üretim gibi, bir zaman sonra demode olunca, ihale dinin üzerine kalmış. alternatif hayat tarzı sunan batı medeniyeti, kültürel hegemonyasının yanında dini bir hegemonya da kurmuş. insanlığa sunduğu bilimsel pozitivist paradigma (ikinci anlamdaki) dinin yerini almış.
sen ey dinsizim diyen arkadaş!
aslında sen de bir dinlisin!
“bilim”in mümini ve “bilim” kilisesinin müdavimi.
