Zıtlar âlemindeki çarpışmalar, savaşlar.
• dikkatle bakarsan görürsün ki, bu dünya, baştan başa savaştan ibarettir.
zerre zerre ile, adeta dinin imanın, imansızlıkla savaştığı gibi savaşır durur.
• o zerre sola doğru uçmaktadır. öbür zerre sağa doğru gidip bir şeyler
aramaktadır.
• bir zerre yukarıya çıkmada, öbürü aşağıya düşmekte; durur gibi görünürler
ama, onların savaşını, bu durgunluk âleminde gör.
• onların görünen savaşları, gizli savaşlarından meydana gelmektedir. bu
aykırılığı gör de, o aykınlığı anla.
• güneşte yok olan zerrenin savaşı ise ne hesap edilebilir, ne de
anlatılabilir.
• zerrenin kendisi de, nefsi de mahvoldu mu, artık onun savaşı, güneşin
savaşıdır.
• böyle olan bir kimsenin; “biz ona dönücüleriz.” sırrından ötürü, ken-
diliğinden hareketi de kalmamıştır. sukutu da, duruşu da kalmamıştır.
• biz kendimizden geçtik de, senin denizine döndük. biz asıl süt emilecek
yerden süt emdik.
• bizim savaşımız da, barışımız da ilahî nur içinde bulunmaktadır. bun-ların hiç
birisi bizden değildir. biz hakk’ın iki parmağı arasındayız. bütün işleri yapan odur.
• tabiatın savaşı, işlerin, hareketlerin savaşı, söz savaşı, maddeler arasında,
cüz’ler arasında korkunç bir savaş meydana getirmektedir.
• fakat bu âlem de, bu savaşla durmada, var olmadadır. unsurlara bak da
anla, hayat bir savaştan ibarettir.
• halkın hilkatinin binası, zıtlar üzerine kurulmuştur. aslında biz zarar
bakımından da savaştayız, fayda bakımından da savaştayız.
• hallerimiz birbirine aykırı düşmektedir. te’sîr bakımından her biri öbürüne
zıttır.
• bana gelince, ben de her demde, her nefeste, kendi yolumu vurmadayım.
artık başkasıyla nasıl uyuşabilirim? başkasının derdine nasıl çare bulurum?
• dalgalar gibi birbiri ardından gelen hal ordularımı seyret. her biri öbürü ile
savaşta, öbürüne kin gütmede…
• kendindeki şu müthiş savaşa bak. başkalarının savaşı ile ne diye meşgul oluyorsun [bir ârif-i billaha sorarlar; “herkes muaviye’nin oğlu yezîd’e hücum etmekte, onu hz. hüseyin’in şehîd edilmesine sebep olduğu için kınamakta, hatta küfür bile etmektedir. siz bu hususta ne düşünüyorsunuz?”“ben içimdeki yezîd’le meşgul oluyorum, asırlarca önce gelen yezîd’le meşgul olacak vaktim yok.” diye cevap
verir]
• meğer ki, hakk seni bu müthiş savaştan çekip çıkarsın da, sulh
dünyasında bir renge boyasın.
• o dünya, ancak ölümsüzlük dünyasıdır. mamur bir dünyadır. çünkü terkîbi
birbirine zıt olan şeylerden değildir.
• renksizlik, renklerin asıllarıdır. sulhlar, barışlar da cenklerin asıllarıdır.
• bu gamlarla dolu olan mekanın, dünyanın aslı o dünyadır. her ayrılığın
aslı da buluşmadır.
• hocam, neden biz bu ayrılıklar içindeyiz? birlik neden bu sayıları do-ğuruyor?
• çünkü biz fer’iz; bu, birbirine zıt olan dört unsur, teferruatta kendi huyunu
icad ediyor, meydana çıkarıyor.
• fakat can cevheri, dört unsurdan meydana gelen maddî varlığımızın
ötesindedir. onun huyu bu değil, ululuk sahibi hakk’ın huyudur.
• peygamberin allâh için ve allâh uğrunda yaptıkları savaşlara bak! bu
savaşlar barışların asıllarıdır.
• o iki cihanda üstündür. bu üstünlüğü dil anlatamaz. bu üstünlük söze
sığmaz ki.
(mesnevi’den)
gerek bireysel gerekse toplumsal şuurun yükselişi ve ilerleyişi diyalektik karakterdedir. yani ilerleyiş düz bir çizgide olmaz. zikzak çizerek gerçekleşir. tıpkı çölde bir yılanın kıvrıla kıvrıla gitmesi gibi…
şuur her mertebede kendi antitezi(şeytanı) ile karşılaşır. o antitezi aşamadıkça bir üst kademeye geçmesi mümkün değildir. antitezi aşmak, onu imha ederek, bastırarak olmaz. ondaki sırrı almak ve kucaklamakla olur ancak. bu yüzden, “kemalistleri stalinvari yok etmeyi aklımızdan çıkaralım, onların tezini idrak edip, kendi eksiğimizi o vesileyle tamamlayalım” diyorum hep.
kişisel bilincimizin seyri de aynen öyledir. antitez bize çatmakla aslında bize eksik olan noktamızı ihtar eder. o eksikliği giderince bir üst mertebeye çıkmaya hak kazanırız.
bu anlamda şuurun ilerleyişi için şeytan(antitez) zorunludur. anahtar onun elindedir. rüya veya yakazada aynen böyle gözükür. elinizi iyi oynarsanız, şeytanı o kadar sıkıştırırsınız ki, en sonunda can havliyle anahtarı size atıp kaçar. başarısız olursanız da elinizdeki anahtarı dahi kapar.
