Site icon İsnetus

Dört Mezhebin Hak Olduğuna Kim Karar Verdi 2

mezhep

Kur’an-ı mecid, şer’i hükümlerin tümünü camidir. hatta, geçmişteki şeriatların dahi tümünü. bu babda netice söz şu ki: bu şeriatın bazı hükümleri, nass ibaresi, nassın işareti, nassın delâleti, nassın iktizası bilinmektedir. bu anlayışta, avam ve lügat ehlinden havas zümre aynı basamaktadır.

burada şeriatın muhkem, açık hükümlerinden bahsediliyor. bu kısmı avam, havas herkes anlayabiliyor. örnek: domuz eti, kan, leş yemek haramdır.

bu hükümlerden bir başka kısım ise, içtihad ve istinbat yolu ile anlaşılan kabildendir. bu anlayış dahi, müctehid imamlara mahsustur. cumhurun kavli üzere, müçtehidler olarak; Resulullah (sav) efendimiz baştadır. Ashab-ı kiram dahi, müçtehiddir. Resululiah (sav) efendimizin ümmetinden olan diğer müctehidleri de sayabiliriz.
Kuran’ın bir kısım hükümleri ise kapalı ve zımnidir. bunları açık eden müçtehid denilen anlayış/fehm sahipleridir. 

peygamber baş müçtehittir. onu sahabe ve o yeterliliğe çıkabilmiş diğer anlayış sahipleri takip eder.
ne var ki, Resululah (sav) efendimizin zamanındaki içtihada kalan hükümlerde, bilhassa yanlış-doğru arasında bir tereddüd yoktu. zira, o zaman vahiy zamanı idi. kesin olarak gelen vahiy i!e yanlış doğrudan ayrılırdı. hak, batıl ile karışık durmazdı.

Peygamber döneminde yapılan içtihatların özel önemi vardır. çünkü hatalı bir içtihat vahiyle düzeltilmiştir.
amma, vahiy zamanının bitiminden sonra, müçtehidlerin istinbat yolu ile çıkardıkları hükümler öyle değildir. zira, bunlarda, hata sevap atası tereddüdlüdür. üstte anlatılan mana icabı olarak; vahiy zamanında karar altına alınan içtihada dayalı hükümler yakini icap ettirir ve amele, itikada faydalıdır. vahiy zamanından sonra ki, içtihada dayalı hükümler ise, zannı mucib olup yalnız amel için yararlıdır; itikad için değil.

Peygamberin vefatından sonra yapılan içtihatları vahiyle doğrulama veya yanlışlama imkanı kalmamıştır. bu sebeple bunlar zan/yorum kapsamındadır ve hayatın günlük pratiğine dairdirler.

Kur’an hükümlerinden bir üçüncü kısım daha var ki; beşer takati onu anlamaktan yana acizdir. bu hükümlerde, onları inzal eyleyen zattan gelecek bir ilâm olmayınca; o hükümleri anlamak tasavvur edilemez. bu ilâm dahi, Resulullah’a mahsustur. kendisinden başkasına hasıl olmaz. ona ve âline salât ve selâm. bu kısım hükümler dahi, her ne kadar kur’an-ı kerim’den alınmış olsa dahi, onların muzhiri (açıklayanı veya açığa çıkarıp izhar edeni) Resulullah (sav) efendimiz olduğundan, zaruri olarak sünnete nisbet edilmiştir.

dikkat!!!!!!

burada sünnetin hakikati anlatılıyor. Kuran’ın öyle bir kısmı vardır ki, Allah onu bildirmedikçe, beşerin o kısma vakıf olması mümkün değildir, diyor. bu kısmın ise yalnızca Hz. Peygambere bildirildiği ifade ediliyor.

şunun bilinmesi yerinde olur ki, peygamberden başkasına dahi, peygamber karşısında ayrı görüş mecali buluna. amma, içtihada dayalı hükümlerde. amma o başkası, içtihad mertebesine ulasan biri ise. ancak, o hükümler ki, kesin ibare, kesin işaret, kesin delâlet ile sabit olmuştur; keza o hükümlerin ki izhar eyleyene sünnet olmuştur; bunlar için, hiç kimseye muhalefet mecali yoktur. hatta, bu hükümlere tüm ümmetin tabi olması gereklidir. içtihada dayalı hükümlerde, Resulullah (sav) efendimizin görüşüne tabi olmak; ümmetin müçtehidlerine gerekli değildir. elbet doğru olan, o yerde; müçtehidin kendi görüşüne tabi olmasıdır.

işte bir vurucu nokta daha.

islam’da anlayış/fehm sahibi olan zatların peygamberin içtihatlarına karşı kendi görüşünü öne sürebileceğini söylüyor. ancak elbette bunun bir sınırı var. o da önceki bahsimizde geçen mesele. yani Allah’ın bizzat peygamberine bildirip, onun da sünnet olarak insanlara açıkladığı kısım içtihat kapsamı dışındadır, diyor.

isnetus 07.12.2015 10:31

Exit mobile version