Öğrenciliğimin bir döneminde yurttan ayrılıp arkadaşlarla ortaklaşa bir ev tutmuştuk.
evde en eski modelden, belki de taş devrinden kalma bir düdüklü tenceremiz vardı. ben bu düdüklü ile mercimek, kuru fasulye, barbunya vs. gibi yemekler yapardım.
yemeğin pişme süresi dolunca direkt ocaktan alıp lavabonun altına götürür, düdüklüyü suya tutar, sonra da düdüğünü kaldırıp kalan buharı tahliye edip kapağını açardım. bu tencere için standart prosedür o şekilde idi.
bir seferinde barbunya pişirdim ve standart kapak açma prosedürünü yerine getirdikten sonra tencereyi ocağa koyup üst kapağı çevirdim; ama daha açmaya fırsat kalmadan tencere pof diye patladı ve elimdeki kapak yukarı savruldu. allah’tan kapağı bırakmamıştım; yoksa kimbilir nereye fırlayacaktı kapak. daha da kötüsü, tenceredeki barbunya fasulyelerin bir kısmı tavana fırlayıp oraya yapıştılar. düşünün ne tür bir basınç ve hızla fırladılar ki, gidip direkt mutfağın tavanına yapışıp kaldılar.
şükür ki, bende herhangi bir yaralanma olmadı. meğerse bir önceki kullanımda pişirdiğim mercimek düdük kısmını tıkamış ve bu riskli olaya sebebiyet vermişti. bu olaydan sonra kullanımdan önce düdük kısmını kontrol etmeyi ihmal etmedim.
mutfağın tavanına yapıan fasulyeler ise hep orada kaldılar. evi boşaltırken arkada yadigar olarak bıraktık onları.

