Bir mukavva parçası var elimizde.
mukavvanın üstüne demir tozlarını serpiyoruz. altına da bir mıknatıs yerleştiriyoruz. demir tozları derhal mıknatısın kuvvet alan çizgileri doğrultusunda hizaya giriyorlar ve bir desen oluşturuyorlar.
burada kritik ve belirleyici iki husus vardır:
1. demir tozlarının miktarı
2. mıknatısın manyetik alan gücü
eğer demir tozlarının miktarı mıknatısın gücüne göre fazla ise sorun çıkacaktır.
demir tozları insanın üstbeyninin edindiği bilgi veya malumat miktarını temsil eder. mıknatıs ise direkt insan altbeynine atıftır. altbeyin gelişim sağladıkça manyetik gücü logaritmik olarak artar ve daha çok bilgiyi daha hatasız organize etmeye başlar.
son tahlilde kişinin bilgi miktarı dahi altbeyninin manyetik gücüyle doğru orantılıdır. kişi ancak altbeyninin organize edebileceği miktarda bilgiyi tutabilir. organize bilgi bağlamını bulmuş, dolayısıyla anlam içeren bilgidir.
fazlalıklar ise zaman içinde çöldeki kumlar gibi savrulup giderler. kişi sürekli tekrar ile fazla bilgiyi kendinde tutmayı başarsa bile, asla doğru düzgün istihdam edemez. günümüzdeki türk akademisyenlerin hali genelde budur. bağlamsız, anlamsız bilgi yığınını öğrencilerine ezberletmeyi eğitim zannederler.
oysa hakiki bir eğitim, öğrenciye bağlamlı bilgi vermeyi gerektirmektedir. o da altbeyni görece gelişmiş akademisyenlerin varlığını zorunlu kılmaktadır. elbette batıdaki düzgün bir üniversitedeki hocanın, bizim hocalara göre altbeyni çok daha gelişmiştir. dolayısıyla öğrencisine bilgiyi sunarken, o esnada altbeyin terbiyesini de gerçekleştirmektedir. böylece öğrenci organize bilgiye kavuşmakta ve az çok total bir dünya görüşü edinmektedir(ilkokul mezunu biri bin tane kitap bile okusa, bu onun kafasını daha beter karıştırmaktan başka bir işe yaramaz).
bütüncül görüş altbeynin bir özelliğidir. o üstbeyin gibi analitik ve bilgi bazlı çalışmaz; seviyesine göre enerji neviinden evrenin total bir yansımasına mazhar olur. evren altbeyne bütün halde yansır; tıpkı güneşin bir el aynasına tıpatıp kendi bütün görüntüsünü bırakması gibi.
altbeyinde bu yansıma gerçekleştiğinde, kişide bir aydınlanma ve varoluşu anlama hissiyatı doğar. akabinde bu his üstbeyne de yansır ve oradaki bilgiyi hizaya sokup bir desen oluşturur. o anda kişideki tüm bilgiler birden bire bağlamına otururlar ve anlamlı bir örgü ortaya çıkartırlar. puzzle veya yapbozdaki parçaların yerini bulup resmi ortaya çıkarması gibi. işte biz bu organize bilgiye dünya görüşü diyoruz.
ancak aydınlanmanın sonsuz mertebeleri, dolayısıyla dünya görüşlerinin de sonsuz mertebeleri olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. bazılarının sandığı gibi aydınlanma sabit bir mertebe veya nokta değildir. elbette her bilenin üstünde bir bilen vardır. güneş bir el aynasına kendi bütüncül suretini bırakabildiği gibi, bir göle, bir denize, bir okyanusa da bırakabilir. bu nedenle bilgelerin görüş kabiliyetleri de ona göre mertebe mertebe olur.
ve son olarak çok önemli bir noktayı da belirteyim: altbeynin yalnızca enerji boyutu itibariyle gelişmesi karanlık yüzü ve deccalların firavunların gittiği yolu oluşturur. altbeynin nur boyutu itibariyle gelişmesi ise peygamberlerin yoludur.
günümüzde anglo-sakson’ların ürettiği ve sayesinde tüm dünyaya hükmettiği gelişmiş dünya görüşü, karanlık yüze aittir.

