Bu aforizmadan şu manaları süzebildim, daha doğrusu bendeki intibaları şu şekilde oldu;
1- Allah’ın olmadığını farz etsek bile, ister istemez neticede gene kadir-i mutlak bir “hiç”e ulaşıyoruz. tersinden yine aynı kapıya zaruri olarak çıkıyoruz.
2- Allah’ın varlığını kabul etmeyenler derhal onun yerine başka bir ilah ikame ederler zira inanç boşluk kabul etmez. hatta ateizm akımı bile zamanla bir tür din kılığına bürünecektir, eşyanın tabiatı icabı.
3- tasavvufta “Allah” kendini esması ile açık eden zatın ismidir veya bütün ilahi isimlerin toplu olarak bulunduğu mertebenin(uluhiyet mertebesi) ismidir. kendini hiçbir şekilde açık etmediği ve her türlü vasıflandırmadan uzak olduğu mertebeye ise “hüve, hu/o” ismiyle işaret edilir. son tahlilde o zat bizim her türlü tasavvurumuz ötesi olmakla akıl ve zihnimize bir tür “hiçlik” manası ile belirir.
bu mertebenin rengi “siyah”tır. bir çok derviş bütün alemi kaplayan ve bütün suretlerin içinde yüzdüğü siyah bir nur denizinden bahsetmiştir. hâşâ, elbette bu sonsuz sınırsız nur “Allah” değildir. esasen “siyah” her türlü ışığı yutan ve geri vermeyen, yansıtmayan özellikte olmakla, insanın basiret nurunu/ışığını da iade etmez. dolayısıyla burada dervişe sadece bir cehalet, hiçlik ve hayret kalır.
bu sebeple en büyük marifet, “marifetten yana aczdir” denmiştir.
*şeyh-i ekber’e göre en üstün makam, hayret;
ben de şaşkınlardanım, rabbim sonumu hayr et!…
nfk 1972
*şeyh-i ekber= muhyiddin-i arabi hazretlerinin lakabı.
