Ayetler ve hadisler gelişigüzel kullanılamazlar.
bu hem ferdi planda hem de toplumsal planda geçerlidir ve her ikisinin de ayrı ayrı şartları vardır.
insanlar farkında değil ama farkında olmadan materyalizmin tuzağına düşüyorlar. insandan bağımsız ayrıca objektif bir gerçekliğin olduğunu düşünüyorlar. halbuki öyle bir şey yok veya en azından pratikte yok.
istanbul’da 15 milyon insan yaşıyor. 15 milyon tane ayrı ayrı istanbul’un var olduğu anlamına geliyor bu. herkesin istanbul’u kendi algısına ve deneyimine ve şuur seviyesine göre var. hayalen şöyle bir göz atın, kaç tane farklı istanbul yaşanıyor. kimisi için çöpten atık toplanan bir şehirdir istanbul. kimisi içinse boğazdaki yalıda keyif çatmak demektir. maddi farklılıkların yanına bilinç farklılıklarını da katarsanız iş artık nerelere varır siz düşünün.
hakikat beste gibidir, siz onu ortaya koymadan önce yoktur veya sonsuz bir olasılık bulutunda yalnızca potansiyel olarak vardır. kainatın da aslı budur işte: dev bir dalga okyanusu…her şey ama her şey yalnızca olasılık olarak salınmaktadır o dev okyanusta. siz onu nazarınızla sabitleyip somutlaştırmadıkça salınmaya da devam edecektir.(ışık dalga mı tanecik mi?)
kainat, insan ve kuran üçüz kardeştirler.
insan, kainatın mikro ölçekli ama tam bir versiyonudur. misalen söyleyeyim: kainatı zip veya rar ile sıkıştırırsanız insan ortaya çıkacaktır veya koca bir çınar ağacı icmalen(toplu ve özet olarak) minicik bir çınar tohumunda saklıdır; onun gibi.
kuran ise kainatın kelama dökülmüş versiyonudur. kainat ise kuran’ın kevnî(oluşsal) bir karşılığıdır. mesela bilgisayarda solidworks ile bir motor tasarımı yaptığımızı düşünelim. üzerinde aylarca, çalışılmış, sanal olarak test edilmiş mükemmel bir motor tasarımı olsun bu. işte bu motor tasarımı yalnızca data olarak mevcuttur alemde. o tasarıma istinaden bir motor prototipi imal edildiğinde artık madde planında da gözükmüştür motorumuz. kuran ile evrenin ilişkisi de bir yönü itibariyle böyledir.
ne dedik? hakikat beste gibidir, sen ortaya koymadığın sürece yoktur veya olasılık bulutunda diğer sonsuz ihtimallerle beraber salınmaktadır. evren için geçerli olan elbette kuran için de geçerlidir; hatta hadis için de geçerlidir.
sen bilinç düzeyine göre nazarınla dalgayı taneciğe çevirip sabitliyor ve görünür hale getiriyorsun. bir çoban ağaca baksa ne görür? en fazla odun veya kereste görür; ama bir biyolog aynı ağaca baksa ne incelikler görecektir kim bilir. siz o ağacı ne sanıyorsunuz? o ağaç dahi allah’ın ayetlerinden bir ayettir. şu kainattaki her bir şey, hatta bir virüs dahi elbette allah’ın ayetlerinden bir ayettir.
işte kainatın sözel/kelami versiyonu olan kuran’ı da ona göre değerlendirmek lazım.
her ne kadar hadisler ayet mertebesinde olmasalar da yine de benzer bir hükme tâbîdirler.
ebu hanife bir sistem kurucusudur. ayet ve hadisleri kendi sistemi içinde anlamlandırmıştır. mesela ona bir hadis götürdünüz ama götürdüğünüz hadis onun sistemi içinde herhangi bir yere oturmamaktadır. bu durumda ebu hanife o hadisi almayacaktır. dikkat edin! hadisi reddetmiyor. sadece “ben onu kendi sistemimde bir yere oturtamadım” diyor. ancak bu tavır, hadisi başka bir sistem kurucusunun istihdam edemeyeceği anlamına gelmiyor. biri çıkar; senin anlam veremediğin bir hadisten öyle hikmetler süzer ki, şaşırır kalırsın.
o yüzden dostlar! ayetler ve hadislere karşı saygımızı ve edebimizi hep korumak zorundayız ve kendi selametimiz açısından onlara doğrudan muhatap olmak yerine bir sistem kurucusunun katalizörlüğüne başvurmalıyız.
o yüzden bizler mesnevi okuyalım. orada ayetler ve hadisler, mevlana’nın nazarı ve feraseti ile istihdam olunmuşlar. üzüm üzüme baka baka kararır. biz mesnevi okudukça, oradaki kıvam elbette bize de aksedecektir.

