Site icon İsnetus

Fatih’te Yürürken Yumrukla Bayıltılıp Gasp Edilmek

man and shadows

Dikkat ederseniz şiddete uğrayıp gasp edilme türünden haberler insanlara dehşet hissi verir.

çünkü kendinin de başına gelebileceğini düşünür.

günlük olaylar içinde gaflete dalmış ve uyuşmuş kişi, böyle bir haberle karşılaşınca bir anlık ayıkır ve bulunduğu bilinç seviyesi gereği yüreği korku ile dolar.

kendini teskin etmek için hemen devlete, polise, hukuka göz atar; ama onlardan da yeterli güven elde edemeyince siyasilere, içinde yaşadığı düzene sayıp sövmeye ve içindeki korkunun yol açtığı nefreti kusmaya başlar. oysa ki polisin güçlü, hukukun iyi işlediği ülkelerde dahi bu olayların benzerleri hep yaşanagelmektedir.

güçsüzlük…tehditlere karşı çaresizlik…onun doğurduğu derin korku hissi…korkunun tezahürü olan nefret hissi…sürekli evhamlar…ya şöyle olursa ya böyle olursa…işte size bir nevrotiğin tarihçesi…

öte yandan insanın hiç fark etmediği ama bu hayatta insanın hayatına kast eden o kadar çok etken vardır ki, saysam şaşakalırsınız. mesela merdivenden inmek bile bir risktir(şimdi bunları tek tek sayıp da milletin evhamını artırmak istemem).

günlük hayatın rutinleri ve gaflet gelip yetişmeseydi ve o nevrozun üstünü örtmeseydi, düşük bilinçteki kişi kesinlikle hayatta kalamazdı. kısa sürede dengesiz davranışlar gösterir ve helak olup giderdi. gaflet sağ olsun.

şimdi gelelim iman sahibinin dünyasına…

gerek diğer insanlar gerekse de diğer mahlukat kendi kendine kararlar alan ve bunları kendi kendine uygulayan canlılar değildir. hepsinin ipleri rabbin elindedir.

tüm mahlukat kendi zatında ölüdürler ve onlar ancak hak ile diridirler. tıpkı kuklalar gibi ve onları oynatan ancak haktır. eskiler demişlerdir ki:

bela gelmez, hak yazmayınca
hak yazmaz, kul azmayınca

işte her kul böyle teker teker rabbi ile muhataptır. rabbi ise kişiye bilinç düzeyine ve seçimlerine göre muamele eder.

bir hırsız gelip kendi kendine senin malını çalamaz. bir zorba gelip kendi kendine sana musallat olamaz. onları senin üzerine sevk eden ancak rabtır.

rab, kullarının terbiyesi için onlara yaptıklarının cinsinden ceza keser ki, kulları terbiye olsunlar. ancak o kullarına karşı çok merhametlidir. bu nedenle tüm cezaları asgari hadden keser. kişinin işlediği günahların çoğunu ise affeder. eğer cezalar asgari hadden değil de, tam adalet üzere gelseydi, hepimiz kısa sürede yediğimiz haltların sonucu olarak helak olurduk.

işte bu nedenlerle iman sahibi mahlukattan, olaylardan, ihtimallerden korkmaz. o ancak allah’tan, daha doğrusu kendi kötü işlerinden korkar. o yüzden allah yine kullarına merhameti ve şefkati gereği, bizlere bir sigorta(fail safe) mekanizması hediye etmiştir. o da istiğfardır.

her gün “100 estağfirullah” çekelim ve allah’tan af dileyelim ki, kötü işlerimiz bela olarak bize geri dönmesin.

şimdi iman sahibi ile inkarcının arasındaki farka dikkat ediniz. iman sahibi, kendini sürekli korku ve endişe içinde yaşamaktan kurtarmıştır. inkarcı ise tam tersine kendini tamamen korkulu bir dünyaya hapsetmiştir.

şimdi o inkarcıya sorsan, kendinin çok iyi bir insan olduğunu, eğer allah varsa onun değil, falancanın filancanın cehenneme atılması gerektiğini söyler.

iyi de dostum, kimsenin kimseyi bir yere attığı yok ki… sen bozuk kabul ve zannın ile kendini korkulu bir aleme hapsettin. iman sahibi ise hakikate uygun kabulleri ile ferah ve geniş bir aleme çıkmayı başardı.

sen böyle bozuk kabuller ile ölürsen, tıpkı dünyada korku, endişe, çaresizlik, nefret vs. hisler ile azap gördüğün gibi, ahirette de yine, ama o şartlara göre azap göreceksin. kimseyi de suçlamaya hakkın yoktur. tüm bunları kendi kendine yaptın.

not: evrenin işleyişini, anlatım basit olsun diye, bu sefer esma mertebesinden değil, doğrudan zat mertebesinden ele aldım. ancak esma mertebesi gereği, evrenin aslında otomatik tepkiler üreten bir devasa düzen olduğunu hiç aklımızdan çıkarmayalım.

isnetus 01.05.2024 11:22

Exit mobile version