1- Yemin ederim o fecr’e (şafağa),
2- on geceye,
3- çift’e ve tek’e,
surenin başında, ruhun bedene taalluk edişinin tesirini gösterdiği ilk
anda, ruhun nurunun bedende zuhur etmesinin başlangıcına yemin
ediliyor.
“on geceye…” ruhun bedene taalluk etmesiyle birlikte taayyün
eden/beliren zahiri ve batıni on duyunun mahalline, kemalin ve kemal vesilelerinin
tahsil edilmesinin araçları oldukları için “yemin ederim”.
“çifte…” birleştikleri ve vuslatı mümkün kılacak şekilde insan
varlığının tamamlandığı esnada ruha ve bedene yemin ederim. “ve
teke…” bedenden ayrıldığı zaman mücerret ruha yemin ederim.
4- geçtiği an geceye,
“geçtiği an geceye…” ruhun tecerrüt etmesiyle, soyutlanmasıyla birlikte ortadan
kaybolup giden beden karanlığına yemin ederim. buna göre, başlangıca
ve sona yemin ediliyor. ya da büyük kıyamete ve eserlerine yemin
ediliyor. yani, hakk’ın nurunun doğuşunun ve nefis gecesine tesir
edişinin başlangıcı olan “fecr’e”.. şafağa, ilahi nurun tecelli etmesi
esnasında sakin olan, dinen, karanlık ve işlerini yapmaktan geri duran
duyu gecelerine yemin ederim.
tam fenadan önce sıfat makamındaki müşahede hali esnasında
tanıklık eden ve tanıklık edilenden ibaret çifte ve tam fenanın
gerçekleştiği, ikiliğin ortadan kalktığı esnada teklik zatından ibaret tek’e
yemin ederim. ve geceye yemin ederim. yani, varlık kalıntılarının
ortadan kaybolup zail olduğu zaman benlik karanlığına. veya küçük
kıyamete yemin ederim. yani, battığı yerden doğan güneşin nurunun
zuhur etmeye başladığı andan ibaret olan şafağa. on geceye yemin
ederim. yani, ölüm esnasında kararan ve karanlıklaşan duyulara. çifte
yemin ederim. yani ruha ve bedene. teke yemin ederim. yani,
bedenden ayrılıp tecerrüt eden ruha. geçip giden geceye yemin ederim.
ölüm ile birlikte karanlığı ruhtan sıyrılan ve yok olan bedene yemin
ederim.
5- işte bunlarda akıl sahibi için yemin var değil mi?
“işte bunlarda akıl sahibi için yemin var değil mi?” bu soru, inkâr
anlamındadır. demek isteniyor ki, akıl sahibi bir kimse, bu şeylere yemin
edilmesinin sebebini, yemin edilmek suretiyle yüceltilmelerinin
gerekçesini, tek bir yemin çerçevesinde düzenlenip uyumluluklarının
sergilenişinin hikmetini kavrar. ne yazık ki dünya ehli olan kimselerin
akılları, vehme bulandıkları için bu hakikâtleri kavrayamazlar.
yeminin cevabı da mahzuf olarak “perdelenmişler mutlaka azaba
uğratılacaklardır.” şeklindedir.
6- görmedin mi, rabbin ne yaptı ad kavmine?
7- kuvvet sahibi irem’e?
8- ki beldeler arasında onun misli halk olunmamışdı?
9- vadide kayaları oyan semud’a!
10- ve kazıklar sahibi firavun’a,
11- onlar beldeler arasında azgınlık etmişlerdi,
12- onların içinde fesadı arttırmışlardı.
13- bu yüzden rabbin onların üzerine azab kamçısını indirdi.
14- muhakkak rabbin gözetlemededir.
“görmedin mi, rabbin ne yaptı ad kavmine?” ayetiyle başlayan ve
“muhakkak rabbin gözetlemededir…” ayetine kadar devam eden
ifadeler yeminin cevabına delalet etmektedir. ya da soru, vurgulama
anlamındadır. yani, vehmin bulaşmasından beri saf akıl sahipleri bu
gerçekleri kavrar. yeminin cevabı da “perdelenmişlerin durumundan
ibret alan akıl sahipleri mutlaka ödüllendirileceklerdir, başkaları değil”
şeklindedir.
15- insan var ya, rabbi kendisini imtihan ettiğinde ona ikram edip
de nimetlendirirse “rabbim bana ikram etti, beni üstün kıldı..” der..
16- fakat rabbi kendisini imtihan ettiğinde, “rabbim beni alçaltıp
zelil etti” der..
17- hayır! yetime ikram etmiyorsunuz.
18- yoksulları doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.
19- mirası tümden yiyorsunuz.
20- malı da çok seviyorsunuz.
“insan var ya, rabbi kendisini imtihan ettiğinde…” yani, insanın,
imanın gereği olarak şükür veya sabır makamında olması gerekir.
çünkü “ iman iki kısımdır: yarısı sabır, yarısı da şükürdür.”
buyrulmuştur.
yüce Allah, insanı mutlaka imtihan eder. ya nimet ve
bollukla imtihan eder ki, bu durumda şükretmesi, yani, nimeti olması
gereken yerlerde kullanması, örneğin yetimlere ikramda bulunması,
miskinlere yedirmesi ve Allah rızasına yönelik başka alanlarda
kullanması, ayrıca Allah’ın nimetine karşı nankörlük etmemesi, söz
gelimi şımarmaması, övünerek “hak ettiğim ve Allah katında saygın bir
yere sahip olduğum için bana ikramda bulundu” dememesi, yemede
aşırıya, şımarıklığa kaçmaması, mal sevgisiyle perdelenip hak
sahiplerine vermezlik etmemesi gerekir.
ya da fakirlikle ve rızkı
daraltmakla imtihan eder. bu durumda insanın sabretmesi,
sızlanmaması, “Allah beni önemsemedi” dememesi gerekir. çünkü bu,
nimetin onu nimetleri verenden alıkoyması tehlikesinden beri olması
şeklinde ona yönelik bir ikram olabilir. fakirlik, dolayısıyla nimetlerle
meşguliyet riskinin olmaması hali, onun için hakk’a yönelmenin, nimete
bağlanma ihtimali kalmadığı için hakk’ın yolunda süluk etmenin vesilesi
olabilir. nitekim, bol nimete kavuşmuşluk da aşamalı olarak helake
sürüklenmenin vesilesi olabilir.
21- hayır!.. arz (yeryüzü) döküldüğü parça parça edildiğinde,
22- rabbin geldiği ve melekler saf saf dizildiği zaman,
23- o gün cehennem getirilir. o gün, insan yaptıklarını birer birer
hatırlar, fakat ne faydası var!
24- keşke hayatım için takdim etseydim, der.
25- lakin o gün, o’nun azabı gibi kimse azab edemez.
26- o’nun bağladığı gibi bağlayamaz.
“yeryüzü (arz)…döküldüğü…” beden(arz) ölümle birlikte “parça
parça” dağılıp döküldüğü “rabbin geldiği…” ruhun ayrılmasıyla birlikte
beden perdesinden sıyrılanlara kahır suretinde zuhur ettiği “melekler saf
saf dizildiği zaman.”
semavi ve arz menşeli nefislerden oluşan ve
mertebelerinde tertip edilmiş olan meleklerin, bedensel ilgilerle meşgul
iken perdelendikleri için gafil olan bu kimselere azap etmek şeklinde
zuhur ettiği zaman. “o gün cehennem getirilir.” tabiat ateşi ortaya çıkar
ve azap görecekler için hazırlanır.
“ o gün insan yaptıklarını birer birer
hatırlar.” dünyada inandığının aksine hatırlar. nefsindeki heyeti,
fıtratının gereklerinden oluşur. çünkü yaratıcının kahır sıfatıyla,
meleklerin de azap etme sıfatıyla zuhur etmeleri, ancak aynı zamanda
kendi üzerinde zuhur eden münker ve nekir gibi şeylerin aksine inanan
kimseler için olur. “fakat…ne faydası var!” ne yarar sağlayacaktır bu
hatırlatma! çünkü benliğinde kökleşmiş inanç, bu hatırlatmayı engeller.
27- ey huzura kavuşmuş (mutmaine) nefis!
28- razıye, mardiyye olarak rabbine dön!
29- kullarım arasına katıl
30- ve cennetime dahil ol!
“ ey huzura kavuşmuş nefis!” üzerine sekine inmiş, yakin nuruyla
aydınlanmış, huzursuzluktan kurtulup Allah’ta sükunet bulmuş nefis!
“…rabbine dön.” rıza halinde rabbine rücu et. sıfat kemalini
tamamladıysan, burada durma, sıfat makamının kemali olan rıza
halinde zata dön. Allah’tan razı olmak, ancak Allah’ın razı olmasından
sonra olabilir. nitekim, yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Allah onlardan
razı olmuştur, onlar da o’ndan razı olmuşlardır.” (maide, 119)
“kullarım arasına katıl…” zati tevhid ehlinden olup bana has olan
kullarım zümresine katıl. “ve cennetime dahil ol!” bana has olan
cennetime, yani, zat cennetine gir.
(muhyiddin-i arabi, tefsir-i kebir / te’vilât)
