Gırtlağına kadar şirke batmış, tevhid hakkında en ufak bir fikri olmayanların hakkında atıp tuttuğu manevi makamdır.
evet, tasavvufi sırlar avam mertebesinin eline düşünce abuk sabuk durumlara yol açabiliyor; ancak bu durum gerçekleri değiştirmiyor. menzil şeyhi gavs mıdır, değil midir bilmem; ama mesela abdülkadir geylani hazretleri gavs’tır.
gavs, gavvas kökünden gelir ve derin denizlere dalan ve inci çıkaran dalgıç anlamına gelir. o deniz, tevhid denizidir ve inci de marifet-i ilahiyedir yani allah’ı bilmek ve tanımaktır. daha önce bu meselenin bir yönüne dair yazdığım şiir:
dayan deniz kızı dayan,
bu ne ilk aşkın,
ne de rüyân,
lacivert deniz,
tevhide işaret;
soluk beniz,
aşktan beşâret.
o gemi,
nuh’un gemisi,
yankılanır içinde,
sevgilinin melodisi.
(isnetus, 2016)
allah, kainatı ve insanı kendi suretinde yaratmıştır. kainat, ancak allah’ın isim ve sıfatlarına ayna olabilecek kabiliyette iken, insan allah’ın zatına dahi ayna olabilecek bir yetenek taşır. güneşin bir el aynasına yansıdığını düşünün; güneşin aynen bir kopyası aynanın yüzeyine düşecektir. işte bu zati tecellidir(allah isminin yansımasıdır); diğer mahlukat ise sadece güneş ışığının renklerini(ilahi isimleri) yansıtabilirler. canlı olanlar hay ismini, güzel olanlar cemil ismini vs…
kainat ve insan, allah ile kaimdir; yani temsilde hata olmasın, bir nevi onun zihnindeki, hayalindeki, ilmindeki varlıklardır ve gerçek varlıkları yoktur. gerçek varlık sadece allah’tır. allah, zatı ve yedi sıfatı ile hariçte mevcut olan tek varlıktır. dolayısyla o’ndan başka güç ve kuvvet sahibi de yoktur(lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah)
kainatta ne görüyorsak aslında o’nun gerçek yapanı allah’tır. mesela, ben şimdi klavyede bunları yazıyorum. lakin bu bilgi sureta bir doğrudur. gerçekte beni de, kainatı da, klavyeyi de, benim fiillerimi de el an yaratan odur. işin gerçeği, kim ne yapıyorsa o görünüm altında iş gören yalnızca hak’tır. yapıp eden sadece o’dur. buna melekler de tüm mahlukat da dahildir. azrail can almaz, azrail ismi altında canını alan o’dur.
peygamberler mucize, evliyalar keramet gösteremezler; onların görünümünde olağanüstü halleri yapan da hak’tır. işte islamdaki tevhid bilgisi budur. bunun ilmine değil de yaşantısına eren kimse ise evliyadır.
en büyük şirk nedir biliyor musun?
senin kendini bağımsız ve bizatihi bir varlık olarak bilmendir. bu tavrın şirk-i azim’dir. ondan sonra allah’ın mülkünden parça koparıp kendine mal etmen de ayrıca birer şirktirler(benim evim, benim arabam, benim çocuğum….)
gavs’tan yardım istersen gelir mi?
elbette gelir; çünkü senin nefsinin kara bulutları güneşe perde olmuşsa sen de güneşe tutulmuş bir aynaya bak. işte o zaman güneşin bir suretine erişmiş olacaksın. ancak gelen kim bir daha düşün! eğer aynada belirenin ve de o isim altında iş görenin hak olduğunu göremiyorsan ve fiili cüzi bir varlığa veriyorsan o zaman tıpkı hristiyan’ların hz. isa hakkında düştükleri hataya düşer ve ona uluhiyet vermiş olursun.
işin garip tarafı ne biliyor musun?
allah’ın zatına ayna olmak seviyesine sen de gelebilirsin. teorik olarak her bir insan ferdinde bu kabiliyet vardır. kalbin tüm karanlıklardan temizlendiğinde güneşin bir sureti senin kalbinde de belirecektir. yalnız dikkat et! senin kavuştuğun da ancak güneşin bir suretidir. güneşin bizatihi kendisine ulaşman imkansızdır. zira allah alemlerden gânidir.
not: azazil de “ben âdeme secde etmem” dedi. niçin öyle dedi biliyor musunuz? allah’tan başkasına secde etmeyi şirk olarak görüyordu kendince. insanı anlayamamıştı. sonuçta ismi değişti, azazil’ken iblis oldu.
not2: din şöyledir, kuran böyle söylüyor diyen zevata bir sorum var. siz tüm o söylediklerinizi yaptınız ve allah’a vasıl oldunuz mu? eğer herhangi bir sonuç alamadıysanız sadece afaki konuşuyorsanız, sözünüze itibar edilmez. zira allah’a vuslat gerçektir; yaşanır ve tadılır.

