Aslında dışardan güçlü insan görünenler sadece rol yapmaktadırlar. inanmayınız onlara. onlar aktördürler. şartlar bir değişmeye görsün, bir de bakarsınız ki, dünkü aslan, kuyruğunu kıstırmış kalmış.
kural şudur:
kim ki, Allah karşısında büyüklük taslar, o zillete düşürülür, değeri olmaz.
kim ki, Allah karşısında acizliğini, kusurunu bilir, ona izzet verilir. Allah onu iki cihanda aziz ve değerli kılar.
kim ki, alnını secdeye koyar ve Allah’a iltica eder, bütün iplerin, her şeyin kumandasının Allah’ta olduğunu bilir, işte o güçlüdür. ancak gücü asaleten değil, vekaletendir.
yoksa düşünün bir insan sürekli, “acaba hırsız mı gelecek, soysuz mu musallat olacak, sapık mı dadanacak” türünden kaygılarla içten içe kendini yiyip bitirebilir. insanlar iç alemlerindeki bu tür kaygılar yüzünden uyuşma ihtiyacı duyarlar; içkiye, uyuşturucuya meylederler.
veya kendini zayıf hissedenler, güçlü rolü yapan insanlara bende olurlar, kapıkulu olurlar; sırf kendilerini güvende hissetmek için. ama işin komik tarafı, o güçlü rolü yapanlar da aslında etrafına insanları toplayarak kendilerini güçlü kılmaya çalışmaktadırlar. biri aktif, diğeri pasif aciz.
“hırsız, soysuz kendi kendine gelemez, onun ipleri ancak hakkın elindedir. hak da ancak hırsız kulunu, layık olana musallat eder. ben, en baştan Allah’a karşı kusurumu itiraf edeyim ve ona sığınayım da, bana merhametiyle muamele etsin, kötü kullarını üstüme salmasın”
şeklinde düşünen ve mülkün, varlığın, olayların tamamını hakka nispet eden kimse, kendini nasıl bir dünya kurgusu içine sokmaktadır? düşünün…
bu kimse yalnızca rabbini hoşnut etmeye çalışır. o noktada tatmin elde edince artık muazzam bir huzura, emniyete kavuşur. diğerleri binbir endişe, kaygı, korku içinde titreye titreye yaşarken, o başı dimdik gezer.
“unutmayın ki, Allah’a dost ve yakın olanların korkmaları için bir sebep yoktur. onlar acı ve üzüntü de çekmeyecekler. “(yunus 62)
