Rüya:
önbilgi: maddi varlıkların gölgesi cansızdır. ancak nurda bu geçersiz oluyor. tüm nurlar canlı ve bilinçli olduğu gibi, onların gölgeleri de canlı ve bilinçlidir.
her tarafı camekan olan bir kaç katlı bir binanın giriş katındayım. sanki seyahat acentası benzeri bir yer.
bir kaç tane arkadaşla konuşuyorum. tasavvufi bir sohbet yapıyoruz. çok memnun kalıyorlar ve mutlu oluyorlar. yüzleri gülüyor. sonra eskilerden bir arkadaşa denk geliyorum onunla zemin katın güneşe bakan kısmına gidiyoruz. yekpare camdan dışarıya bakıyoruz. sohbet esnasında, “sana vahdet-i vücudu” anlatayım diyorum. “bedenini bir ayna farzet, şu güneşi görüyor musun? onun da nurdan, canlı ve şuurlu olduğunu varsay” diyorum. arkadaş kastımı anlıyor ve yüzünde ani bir idrak pırıltısıyla gülümsüyor. (nurdan güneşin bir sureti ayna hükmündeki bedene düştüğünde, işte o bizim öz varlığımız, hakikatimiz oluyor. güneşin bu sureti, gölgesi dahi aslı gibi diri ve şuurludur. bu idrak noktasında “ben güneşim” dese o kişi, yalan söylemiş olmayacaktır. ancak hakikati tamamen de söylemiş değildir. zira arada asıl ve gölge farkı vardır)
sonra ortam değişiyor. yine bu arkadaşla bir odadayız. odanın tavanı çok yüksekti sanırım. yer minderlerinde oturmuş konuşmaya devam ediyoruz. arkadaş mahzun bir edayla, “bu yaştan sonra artık benden bir şey olmaz değil mi?” diye soruyor. ben “olur, niye olmasın, ancak müspet hareket etmelisin” diyorum. bu sözüm aklına yatmıyor. bilhassa müspet hareket kısmı.
ona emmarenin halini anlatmaya başlıyorum. emmarede tüm hakikatlerin ters döndüğünü ve ters algılandığını belirtiyorum ve kenan evren’in 12 eylül darbesini örnek veriyorum. baskı arttıkça isyanın değil, itaatin arttığını söylüyorum. çünkü halk güzellikten değil, şiddetten anlıyor. bu gerçek olmakla beraber aslolanın yine de müspet hareket olduğunu elimden geldiğince izah ediyorum.
