Gerek maddi gerekse manevi hastalıklar, kendi ellerimizle işlediğimiz günahların neticesidirler.
hastalık önce ruhta başlar. zaman içinde spritüel bedene sıçrar. en son bedene ulaşır. ruhta başlayan bir hastalığın fizik bedene yansıması uzun bir süreçtir. yine aynı şekilde ruhtaki bir şifanın da bedene yansıması uzun zaman alır.
modern tıp, ancak bedende beliren hastalığın tedavisi için uğraşır. uzakdoğu tıbbı ise kısmen bedeni, kısmen de spritüel bedeni tekrar sağlığına ve nizami işleyişine kavuşturmayı hedefler.
sufiler ise esasen yalnızca ruhun sıhhati ile ilgilenirler. eğer işlerinin hakkını verirlerse, spritüel beden ve fizik beden dahi kendiliğinden sağlık sıhhat üzere olur.
sufiler sıhhati ruhtan itibaren sağlarken, deccal veya firavun olmuş kimseler spritüel bedenden itibaren sağlar. her iki tayfa da fiziken oldukça sağlıklı olurlar. ancak aradaki fark bârizdir. deccaller firavunlar ruh itibariyle ölüdürler.
tabii pratikte deccaller veya firavunlar o kadar saf olmayabilirler. mesela alkolik ve aşırı sigara içen bir dark side üstadının fiziken sağlıklı olması pek mümkün olmayabilir…yine sigara içen bir sufi de çeşitli sağlık sorunları yaşayabilir.
not: hem maddi hem de manevi hastalıkların ruhi tedavisi istiğfar ve helalleşmektir. helalleşmeyi dahi bizim millet becermekten acizdir. “hakkını helal et” diye adamın tepesine çöküp taciz eder… helalleşmek bu değildir. o şahsın gönlünü yapmak ve bir şekilde(hem hak geçen konuda hem de mümkünse genel olarak) sizden yana hoşnut olmasını sağlamaktır.

