Adem babamızın meyvesini yemekten men edildiği ağaç hangi ağaçtır?
abdülaziz debbağ hazretleri şu cevabı verdi:
incir ağacıdır ve bunda hiç şüphe yoktur. bundan yemesinin men edilmesinin sebebine gelince, cennetteki incir ve çeşitleri, yiyeni ishal eder ve bu sebeple cennet ehli olmaktan çıkarırdı.
bunun üzerine hatırıma geldi, sordum, dedim ki:
—efendim, cennet ni’metleri, yiyecek ve meyveleri her ne kadar birer cisim mahiyetindeyse de hepsi de nurlardan meydana gelmiştir, ağırlık ve posaları yoktur. nitekim bu hususta bize kadar ulaşan sahih hadisler vardır. posası ve ağırlığı olmayan bir şey insanı nasıl ishal eder?
allah kendisinden razı olsun, buyurdu ki:
— dediğin doğrudur. ama cennet ehli kıyamet günü cennete girdiklerinde onlar âdem gibi olmayacaklar, hepsinin de yapısı son derece sağlam ve dayanıklı olacak, onlara verilen güç ve kuvvet küçümsenmeyecek bir ölçüde olacaktır. cennetin ni’metleri onlara takdim edilince kendilerinde kuvvet ve dayanıklıkla onu kolayca hazmedebilecekler. hem cennet ehli de tıpkı oradaki meyveler gibi nurdan ibarettir. böylece nurlar yine aslına dönmüş olur. ama âdem babamızın zâtı böyle değildi, cennete girdiğinde topraktan yaratılmış zayıf bir varlıktı. bu sebeple o ağacın meyvesini yemeğe güç getiremedi.
— o halde âdem babamızın zâtı cennette bulunduğu sırada belirtilen ağaçtan yemeğe güç getiremiyordu, hem başkasından da yemeğe güç getirmemesi gerekirdi. bu durumda diğer nimetlerden nasıl yiyebiliyordu?
— cennetteki ağaçlar ve içindeki nimetler iki kısımdır: bir kısmı ki bu çoğunu teşkil etmektedir, tamamen nurdandır, dünya nimetlerinden hiçbir şeye benzemez. bunların posası ve ağırlığı yoktur. bu kısma âdem’in güç yetirdiğini biliyoruz. allah’ın ona yemesini emrettiği nimetler bu kısma dahil olanlardır.
ikinci kısım ise – bu az sayıdadır-, dünyadaki nimetlere tür, sıfat bakımından az çok benzerler. bu tür nimetlerin ağırlığı vardır. âdem babamızın zatı cennette iken bunları yemeğe güç getiremezdi. bu bakımdan allah onu bu tür meyveleri yemekten men etti. çünkü bunlar onun cennetten çıkmasına sebep olurdu. nitekim sonunda böyle oldu.
cenâb-ı hakk’m cennet nimetlerini belirttiğimiz iki kısma ayırmasının sebebi, allah’ın ezelî (öncesiz) olan ilmiyle cennet ehlinin bu iki hal üzere olacaklarını bilmesidir. birinci hal ki galib olanıdır, ki insanlar cennete yerleştikten sonra bir daha fâni olan dünyayı hatırlamasınlar, akıllarını ve gönüllerini bu düşünce içinde kaybetmesinler, dünya ve bütün nimetleri artık hatıralardan çıkıp kaybolsun diye onlara bu üstün nimetlerle ikramda bulunmuştur. onlar artık bu tarifi mümkün olmayan nimetlerden yiyip içip yararlanırlar.
ikinci hal ki bu pek az olanıdır, ara sıra fâni olan dünyayı hatırlasınlar, dünyadaki yaşayışlarını göz önüne getirsinler, bazen onu arar gibi olsunlar diye allah bu ikinci tür nimetlerle onlara ikramda bulunuyor. birinci hal düşünce yönünden en mükemmel olanıdır. çünkü cennet ehli bu halde, rabbiyle birlikte olup başka şeyi düşünmeyen kimse gibidirler. ni’met yönünden de en mükemmelidir, onların aslına ve durumun gereğine de en uygun olan ni’met budur. devam yönünden de yine en mükemmel ölçüde bulunanı da budur. çünkü onlar daha çok bu nimetlerden yararlanırlar.
ikinci hâl ise bunun altında bir seviye arzeder. bu tür nimetlerle meşgul olurken müşahededen uzak kalan kişi gibi olurlar. kendi nefslerini düşünür, onunla meşgul bulunurlar. dünya durumları hakkında düşünceye dalarlar, o kadar ki dünya nimetlerini temenni ederler.
işte cenâb-ı hak cennet ehlinin bazen dünya nimetlerine karşı ilgi duyacaklarını bildiği için cennette dünya nimetlerine benzeyen nimetler yarattı. bunların çoğunun posası ve ağırlığı yoktur ki asıl olan da budur. bir kısmının posası ve ağırlığı vardır, cennet tabiatına pek uymaz, daha çok dünya nimetlerine benzerlik arzederler. ama cennet ehlinin nurları çok kuvvetli bulunduğundan bu meyvelerin ağırlığını kaldırabilirler.
âdem babamızın zatına gelince, o ilk kez cennete girdiğinde böyle kuvvetli değildi, topraktan yaratıldığı için zayıf sayılırdı. ikinci tür meyveden yiyince onda ağırlık meydana getirdi. çünkü o meyvelerdeki ağırlık ancak zayıf bir zatta kendini hissettirebilirdi. o gün için âdem babamızın bünyesi hayli zayıf bulunuyordu.
âdem babamız o yasak meyveden yemeden önce aklı hep allah’a bağlı bulunuyordu, nefsinin özel durumlarıyla meşgul değildi. ama o yasak meyveden yiyince durum aksine döndü. bu kez aklı nefsinin özel durumlarına saplanıp kaldı. bunun sırrı ise şöyledir:
âdem babamız yasak meyveden yemeden önce sadece diğer nimetlerden yer ve içer, hiç de acıkmazdı. susama diye bir hali de olmazdı. aklı devamlı rabbine bağlı kalır, başka şey düşünme ihtiyacı belirmezdi. o meyveden yiyip ishal olunca, acıkma hissi de başladı, aklı bu kez dikkati kendine döndü. tabi midesi boşalınca bir insan ne düşünebilir, yine onun gıdasını elde etmeyi. bu sebeple cenâb-ı hak onu sıkıntılı ve üzüntülü bir hayata indirdi.
onun ileride dünyaya ineceği mukadder olduğundan allah yeryüzünü âdem’in yaşayışına göre düzenlemiş, geçim yollarını kolaylaştırmıştı. çünkü allah onu adı geçen toprakla suretlendirince, o topraktan daha nice suretler meydana getirmiş, âdem’in bu çok yönlü yapısının muhtaç bulunduğu çok çeşitli hayvanları ve bitkileri yaratmıştı.
(el ibriz, abdülaziz debbağ hazretlerinden)

