Ubeydullâh Ahrâr hazretleri anlatıyor:
birgün seyyid kâsım hazretleri bana dediler ki:
“– baba! bilir misin, zamanımızda hikmet ve hakîkat niçin az zâhir oluyor? çünkü bu devirde bâtın tasfiyesi(kalbin ve nefsin temizlenmesi) pek az insanda kalmıştır. kemâl, bâtın tasfiyesindedir. bâtın tasfiyesi ise helâl lokma yemekle mümkündür. bu devirde helâl lokma pek azdır. bâtını tasfiye görmüş insan ise yok gibi bir şey… nasıl istersin ki, böylelerinde ilâhî esrar tecellî etsin?”
şah-ı nakşibend k.s. hazretleri gadyut denilen yere gitmişti.
bir derviş kendisine yemek ikram etti. şah-ı nakşibend k.s. hazretleri ona şunları söyledi:
– benim bu yemeği yemem uygun olmaz. zira bu yemek öfke ile yoğrulmuş, gazap ateşiyle pişirilmiş.
bir kimse yemeği hazırlarken kaşığını gaflet, gazap, gönül koyarak kullansa, o yemekte hayır ve bereket olmaz. şeytan ve nefs, böyle bir yemekte kendisi için bir yol bulur. hem böyle hazırlanmış bir yemekten ne gibi bir bereket meydana gelebilir ki?
salih amellerin ve hayırlı işlerin özü, huzurla yenen helal lokmadan kaynaklanır. her zaman ve özellikle namaz sırasında manevi huzur elde etmek istiyorsanız, mutlaka kazandığınızın helal olmasına dikkat etmelisiniz.(hâce ahmed b. ibrahim, şah-ı nakşibend)
şah- nakşibend hazretleri çok zahid bir zat idi. bütün işlerinde vera sahibi idi; şüpheli şeylerden kaçınır, bilhassa yiyeceği şeylere çok dikkat ederdi. talebelerini helal yoldan kazanıp yemeye teşvik eder ve resulullah (s.a.v.) efendimizin şu hadis-i şeriflerini okurdu: “ibadet on kısımdır; bunların dokuzu helal kazançtır. kalan biri ise diğer ibadetlerdir.”
