Site simgesi İsnetus

Hilm

Deep blue tarafından derlenmiştir:

fütuhat-ı mekkiyye- 6/191: “velîlerden bir grup ise erkek ve kadın hilim sahipleridir. Allah kendilerinden razı olsun! erkeklere ait her nitelikte kadınların bir meşrebi vardır. Allah onları hilim özelliğiyle dost edindi. bu, güç var iken, o esnada cezalandırmayı bırakmak ve acele etmemek demektir. suçun ardından cezalandırmada acele, öfkeye delildir. hükmü ise, iradeye başlayandadır. hilim sahibi, gücü olduğu ve engel ortadan kalkmış iken, cezalandırmada acele etmeyendir. ezeli bilgi bir engeldir ve hilim niteliğiyle nitelenmezden önce kuldan perdelenmiştir.

öyleyse kullar, (cezalandırmak için) imkân buldukları halde, suçun hemen ardından cezalandırmada acele etmediklerinde ‘hilim sahibi’ olurlar. bu durumda onların cezalandırmanın gerçekleşmesini engelleyecek -gerçekte değil ama- ezeli bilgileri yoktur. kulun hilim sahibi olması da ezeli-ilahi ilimdendir, fakat kul hilim niteliğiyle niteleninceye kadar bunu fark edemez. bu esnada Allah’ın bilgisinin onun hükmündeki etkisini öğrenir. dolayısıyla bu konuda bilgi onun önüne geçerse, şereflendirme yönüyle ‘halim’ diye isimlendirilemez.

hak, cezalandırmadığı için -şereflendirme yoluyla olmaksızın-hilim özelliğiyle nitelenir. kul da cezalandırmadığı için halim diye nitelenir, fakat bu nitelendirme, şereflendirme amacı taşır. çünkü kul, hilim özelliyle nitelenmezden ve -ihmal olmaksızın- (cezalandırmayı) geciktirmeden önce allah’ın bilgisinde bu konuda neyin bulunduğunu bilmemektedir. öyleyse hakkın şerefi, hilim göstermesinden değil, bilgiden kaynaklanırken kulun şerefi -gerçeği bilmediği için- bilgiden değil, hilimden kaynaklanır.

hilim niteliği kendisinde bilfiil bulunmazdan önce kul (allah’ın bilgisinde bu konuyla ilgili şeyi) bilirse, hilim onun için bir şereflendirme olmazdı. bu halde kulun hilimdeki durumu, seçiminde mecbur kimseye benzer (çünkü bilgi, cezalandırmanın olmayışını zorunlu kılmaktadır). bir insanın ‘özgür’ diye övülebilmesi için seçimindeki zorlamayla ilgili bilginin ortadan kalkması gerekir. hilim ile özgürlük bu noktada eşittir. çünkü seçim, zorlamayla ve cebirle çelişir. bu esnada insan, seçim derken neyin kastedildiğini bilir ve iki varlıkta da -bir isteksizlik (ikrah) olmaksızın- cebir bulunduğunu görür. öyleyse kul, mecburdur, fakat isteksiz değildir. bu, marifetler alanındaki en kapalı konulardan biridir. geçmişte ve günümüzde nice insanlar bu meselede helak olmuştur!

velilerden bir grup ise, ‘vâh eden’ erkek ve kadınlardır. allah kendilerinden razı olsun. onlardan bir kadın ile endülüs’ün mirşanetü’z-zeytûn şehrinde karşılaştım. şems müsenna diye çağrılırdı. allah bu sınıftaki kimseleri, kemâl ve edep karşısındaki noksanlıkları nedeniyle gönüllerinde buldukları redde karşı vahlanmaları nedeniyle dost edindi. vahlanma ise, bir bilinçten ya da kaybolan hakkındaki bir bilincin varlığından kaynaklanır. allah dostu ibrahim’i bu özellikle överek şöyle der: ‘ibrahim hilim sahibi ve vahlanan biriydi.’ başka bir ayette ise ‘vahlanan ve hilim sahibi’ demiştir.

hz. ibrahim kavminin yonttuklarına taptıklarını gördüğünde vahlanmış, (fakat) hilim göstermiş, beddua etme gücü varken kendilerini acele ederek cezalandıramamıştı. bu nedenle de halim diye isimlendirildi. allah onları (bedduasının karşılığında) cezalandırma imkânı vermemiş ve buna güç yetirmemiş olsaydı, onu ‘halim’ diye isimlendirmezdi.

fakat hz. ibrahim, karışım ve bir halden bir hale geçiş dünyasında bulunduğunu biliyor, onlar adına gelecekte iman umuyordu. hilim sahibi olmasının nedeni buydu. burası, kulda değişim ve allah’tan kabul (ummayı) gerektiren bir yerdir. kavmi hakkında nuh’un “onlar ancak fâcir ve kâfir doğurur’demesine yol açan durumu bilseydi, onlara hilim göstermezdi. öyleyse vahlanan kişi, sıkıntılara, kendisini üzen gördüğü ve tanık olduğu şeylere karşı vahlanmayı artıran kişidir. bu da, gayret ve hayret kapsamındadır. vahlanma, doğal bir eylemdir ve doğa gereği karışımdan soyut olmaları bakımından ruhlara girmesi söz konusu değildir.”

fütuhat-ı mekkiyye- 15/281: “bununla birlikte allah kendini es-sabûr diye isimlendirmiş, sabrın mahiyetini ve neye karşı olduğunu açıklamıştır. bize göre allah hakkında sabır, hilim (gücü varken bağışlamak) demek değildir. çünkü naslarda allah hakkında da el-halim ismi zikredildiği gibi es-sabur ismi de zikredilmiştir. naslardaki her ismin ötekinden farklı manası vardır. (isimlerdeki değişiklik gibi) hakkın tecellisinin suretleri değiştiği kadar arifler üzerinde de haller değişirler. böyle olmasaydı âlemde hükümler farklılaşmazdı. onlar kendilerini yaratan ve var eden allah’tan ortaya çıkmışlardır. demek ki bir (âlemde ortaya çıkan şeylerin karşılığı olan sabretmek gibi) bir sıfatın o’nunla var olması gerekir ki, o sıfatın allah’tan meydana gelmesi mümkün olsun; yaratan ile yaratılan arasında böyle bir ilişki zorunludur.”

fütuhat-ı mekkiyye-18/352: “öfkesini yutup sıkıntıya tahammül eden ve sabrı düstur edinen, hilim sahibidir.”

fütûhat-ı mekkiyye 18/24: “hilim sahibinin özelliği hep “ah” demektir!”…

isnetus 04.11.2019 23:03

Mobil sürümden çık