Hz. Ali yaşadığı devir itibariyle iki tayfa ile hep mücadele halinde olmuştur. bunlar hükümdarlığı savunanlar ve kuran’a yanlış mana verenlerdir.
bu iki tayfa her devirde mevcutturlar ve hiçbir zaman eksik olmazlar. bunlara karşı mücadele veren hz. ali meşrepliler de her devirde mukabil kutup olarak zuhur eder ve mücadele bayrağını açarlar.
tek adamlık, padişahlık, dikta, istibdat vs. rejimleri savunmak, hz. ali’nin temsil ettiği manaya zıttır ve meydan okumak demektir. hz. ali mutlak adaleti ve cumhuru savunur. ancak böyle bir yapı kolay ulaşılacak cinsten değildir; çok ileri bir sosyolojik seviye gerektirir. günümüzde bu manaya en yakın rejimler batı demokrasileridir. batıyı örnek vermem tuhafınıza gitmesin. dikkat ederseniz orada şahıslar değil sistem önemlidir. değerler topluma mâl oldukça kolektif bilinç öne çıkmakta ve şahıslar ile kişi kültleri geri planda kalmaktadır.
aslında bir toplumun gelişmişlik seviyesini direkt buradan ölçebiliriz. kişiler yüceltiliyor ve bir takım kişi kültleri üretiliyorsa orası geri kalmış bir toplumdur. kanun, nizam ve sisteme vurgu yapılıyorsa orası gelişmiş bir toplumdur. bileşik kaplar gibi bir durum söz konusu. kısacası bir toplum, gelişmişliği ölçüsünde demokratikleşir veya geri kalmışlığı ölçüsünde despotik idareler kayar; çünkü insanlar ilkelleştikçe düzen ancak despotların eliyle sağlanabilir. vahşi ve kural tanımaz insanları despotlar sert tedbirlerle hizaya sokarlar. düzen bir şekilde sağlanmak zorundadır.
hz. ali ile muaviye arasındaki görüş ayrılığı da budur. hz. ali, ilmi seviyesi itibariyle başka türlüsünü kabul edemezken, muaviye lisan-ı halle “artık asrı saadet devrinde değiliz, nübüvvet çağından uzaklaştıkça insanlar kabalaştılar. toplumsal şuur büyük ölçüde irtifa kaybetti. bu durumda düzeni sağlamak için hükümdarlıktan başka çare yoktur ve o hükümdar kureyş’in eskiden beri yöneticileri olan ümeyyeoğullarının temsilcisi olarak benim” demektedir.
hz. ali’nin mücadele ettiği ikinci tayfa haricilerdir. günümüzde haricilik kavramı genelde zamandan kopuk bir şekilde, sırf o döneme özgü, bir grup ve bir görüş olarak algılanıyor veya en fazla ışid gibi gruplara teşmil ediliyor. halbuki haricilik, kuran’a yanlış anlam veren tüm kesimleri içine alır. bu manada selefiler, vahhabiler kadar şia da haricilik kapsamındadır. hatta kanaatimce ortadoğu’da üretilmiş tüm islami görüşler şu veya bu derece mutlaka hariciliğe bulaşmış ve o manadan hisse almıştır. işin kötüsü bu akımlar bize de sirayet etmiştir. türkiye’deki islami akımların çoğu ortadoğu kökenlidir. buna erbakan’ın milli görüşü de dahildir.
tüm bu hükümleri üretirken bana “ölçün ve delilin nedir?” diye sorabilirsiniz. evet sormak da elbette hakkınızdır. ölçümüz ve delilimiz vakıaya uygunluktur. mesela bir şahıs, “ben ticareti çok iyi biliyorum” derse, ondan yaptığı işleri, kazancını, servetini sorarız. eğer vakıa sözünü doğruluyorsa, tamamdır; o kimse ticaret erbabıdır. tersi durumda ise sözünü reddederiz.
islami anlayışlar da böyledir. üretilen anlayış huzur, mutluluk, refah, zenginlik, gelişmişlik getiriyorsa tamamdır. aksi takdirde haricilik kapsamındadır ve reddedilir; çünkü vakıaya uygun değildir. fitne, zulüm, kan, gözyaşı, anarşi, terör islam dışılığın göstergeleridir.
