İfade, anlatım demektir. karşılığı ise istifadedir. ifadede fayda vermek anlamı bir parça gizli kalmışken, onun mukabilinde olan istifade kelimesindeki faydalanma anlamı apaçıktır.
ifade ve anlatım yeteneği anlatacak bir şeyleri olan için elbette zaruridir. o nedenle bu yetenek en başta peygamberlere verilmiştir. “ben arab’ın en beliğ konuşanıyım” der peygamber efendimiz. hz. musa, bu kuralın bir parça istisnası sayılabilir belki. kendisi peltek idi malumunuz.
evliyalar cezbe ve tasarruf ile gönderilmişlerdir. bağlılarına tek bir kelime dahi etmeden, uzaklık yakınlık söz konusu olmadan tasarruf etme, kalplerine feyzleri ve nurları ilka etme kabiliyetine sahiptirler. bu nedenle evliyanın konuşması dahi gerekmez. sessizce vazifelerini yapabilirler.
peygamberler ise öyle değildir. onlar cezbe ve tasarrufla değil kelamla gönderilmişlerdir. zira nübüvvet zâhire bakar ve uygulamaya dönük ilimle bağlantılıdır. evliyanın kemali gibi büyük ölçüde bâtına, hâle ve kalp boyutuna inhisar etmemiştir.
kuran’da yalnızca ilim sahiplerinin hakkıyla allah’tan korktuğu belirtilir. buradaki ilim yani bilmek, elbette allah’ı bilmektir. âlim(bilgin) de ancak allah’ı bilen kimsedir.
– allah’tan hakkıyla korkanlar kimlerdir?
+ âlimlerdir
– allah’tan korkacağımız yerde onu sevsek daha iyi değil mi?
+ allah’tan korkmak öyle bir şey değildir. her düşüncenin, niyetinin, sözünün ve fiilinin mutlaka bir sonucu olacağını ve ister istemez onlarla karşılaşacağını bilmektir. ağzından çıkan tek bir kötü sözün bile sana negatif geri dönüşü olacaktır. allah’tan korkmak işte budur.
– âlimler kimlerdir, onları nasıl tanıyacağız?
+ âlimler kelam sahipleridir. kelam derken de yanlış anlamayalım. kaynağı vahiy veya ilham olmayan kelam çöptür. ona itibar edilmez. ilhamla yazılmamış eserleri okumak insanı haktan büsbütün uzaklaştırır ve perdeler; Allah’tan peygamberden bahsetse bile… o yüzden uzak durmak gerekir genel olarak ego kaynaklı kelamlardan.
