Dünyanın en büyük gücü ve “yeni roma imparatorluğu” diyebileceğimiz abd bir göçmenler ülkesidir.
yine dünyanın 20. yüzyıl boyunca bir diğer süper gücü olmuş sovyetler birliği de çok milletli bir ülke idi.
ancak bu iki büyük güce dikkat edersek şunu görürüz: evet abd dünyanın her yerinden bilhassa avrupa’dan büyük ölçekli göç almıştır ama bunların hepsini anglo-sakson dil ve kültür potasında eritmeyi başarmıştır.
sovyetler birliğinde ise diller ve yerel kültürler bir ölçüde korunsa da, rusça ve sovyet kültürü tüm ülkeye yaygın kılınmıştır.
küresel güç olmanın iki büyük şartı vardır:
1. çok geniş topraklara ve zengin yeraltı kaynaklarına ve bunları işleyecek endüstriye sahip olmak.
2. gerek iş gücü, gerek geniş pazar, gerekse de cepheye sevk edilebilecek asker miktarı açısından büyük bir nüfusa sahip olmak.
anglo-saksonların(abd, kanada, ingiltere, avustralya, yeni zelanda) ne kadar büyük yüz ölçümüne sahip toprakları kontrol ettiklerine dikkat ediniz ve buna bağımlı devletlerini de ilave ediniz(almanya, japonya, güney kore ve diğerleri). bu kadar devasa insan kaynaklarını ve yeraltı zenginliklerini kontrolüne almış bir gücün dünya hâkimi olmasına şaşmamalı.
yine bugün rusya federasyonu uğradığı ağır ambargolara rağmen, kısa sürede savaşta havlu atmamışsa, bunu geniş topraklarına ve doğal kaynak zenginliğine ve görece yüksek nüfusuna borçludur(2. dünya savaşını kazanması da aynı nedendendir). batı aynı ambargoyu türkiye’ye uygulasa, biz bir yıl içinde tamamen iflas eder ve çökeriz.
ne mi anlatmaya çalışıyorum?
küresel güç olmak için büyük bir nüfusu ve geniş toprakları ve yeraltı kaynaklarını kontrol etmek gerekiyor. 20. asrın ulus-devlet modeli ile bunu başarmamız mümkün değildir. milli devlet modelinde ısrar edersek, küresel güçlerin bağımlı devleti olarak ve nispeten fakir bir ülke görünümünde yaşamaya mecbur oluruz. daha da kötüsü küresel gücün materyalist dünya görüşünün istilasına uğrarız.
zaten insanlığın geldiği nokta itibariyle de milli devlet olarak kalmak zorlaşmıştır. iletişimin artması ile dünya bir köy hükmüne girmiş, her şeyin farkına varan insanlar daha iyi hayatlar için göç etmeye başlamıştır. bu sorun, kafası 20. yüzyılda kalmış kimseleri dehşete düşürmekte ve meseleyi saçma sapan komplo teorileriyle açıklamaya itmektedir.
halbuki alakası yoktur. göçmenlerin her yeri istila etmesi bir takım yahudilerin karanlık mahfillerde aldığı kararların neticesi değildir. mesele, sanayileşme sonucu köylülerin kentleri istila etmesinin bir benzeri ve bir üst perdeden olanıdır sadece. saçma sapan komplo teorilerine itibar etmeyiniz. dünya üç beş odağın karar alıp uygulamaya koyması için fazla karmaşık bir yerdir. dünyanın gidişatı yüz binlerce, belki milyonlarca çıkar grubunun güçlerinin bileşkesi üzerinden doğal akışında belirlenir. her odağın gidişatı tek başına belirleme gücü yoktur, ama cüzi de olsa etkileme gücü vardır.
benim önerim şudur: yeni bir dünya görüşü damıtmamız ve bunu tüm islam coğrafyasına yayarak ortak bir kültür çerçevesinde birleşmemiz gerekmektedir. afrika’dan ortadoğu’ya ve uzakdoğu’ya kadar…ırk ve etnik kökene takılmadan, yüksek ve gelişmiş bir üst kültürde birleşerek…bizim küresel bir güç olmamızın tek yolu budur görebildiğim kadarıyla.

