Site icon İsnetus

İnhibisyon

(bkz: dindar olmak kolay mı?/#121313205) makalesinde gerçekte dinin canlı bir yaşantı olduğunu, ancak zaman içinde dinlerin canlılığını kaybedip tek kareye indirgenmiş foto haline geldiğini, bunun da siyaset ve yönetim amaçlı bir dogmaya, ideolojiye, doktrine dönüştürüldüğünü söylemiştik.

şimdi de aynı düzlemde dinin kişisel yaşantı boyutunu ele alalım ve irdeleyelim…

faraza peygamberin sahabesinden bir kişinin günümüze ışınlanmış olduğunu düşünelim. şahsen ben derhal bu kişiye koşar ve ondan bildiği her şeyi öğrenmek isterdim. mesela ona “abdest nasıl alınır, peygamberden nasıl gördün bize anlat” derdim. şimdi ben abdest almayı bilmiyor muyum ki ona soruyorum.

hatta pc’imde o kadar çok kaynak var ki, abdest hakkında tüm rivayetleri, tüm değerlendirmeleri size bir bir çıkarabilirim. bu bilgiler pek çok sahabiden bize ulaştığı için benim bilgim bize ışınlanarak gelmiş sahabiden kat kat üstün olacaktır. ancak bunun bir önemi yoktur.

o sahabi bana abdesti anlatırken, göz göze geleceğiz. ruhlarımız, kalplerimiz, nefslerimiz, bilinçaltlarımız arasında bağ kurulacak ve daha bilmediğimiz pek çok kanaldan iletişime geçeceğiz. o sahabi de bu türden bir iletişimi aynen peygamber ile yaşamıştı daha önce ve alacağını almıştı. işte ben de şimdi basit bir abdest mevzuunu dinlerken, o sahabiden neler neler alıyorum; ruhuma, kalbime, nefsime neler neler akıyor…işte bu süreç insanı dönüştürüyor. kitaptan öğrenilen felsefi ve şekli bilgi ise yalnızca akla emanet olarak geliyor ve ahlaka dönüşemiyor.

işte bu islamı bildiğini düşünen ama aslında yaşantıdan nasiplenememiş, ancak hafızasını zenginleştirmiş insanda bir şeyler daha oluyor; kötü bir şeyler…bu kimse o aklındaki emanet felsefi bilgi ile kendini yüksek ve değerli görmeye başlıyor. yani kibir vasfıyla düpedüz şeytana benzemiş oluyor. böylece öğrendikleri lehine değil aleyhine olmuş oluyor. hatta daha da ötesi var…az da olsa bir şey bilen birine denk geldiği zaman, ona itibar etmiyor; çünkü kendinin daha iyi bildiğini düşünüyor. halbuki az da olsa canlı bilgi, çok da olsa ölü bilgiden üstündür.

iş burada kalsa yine iyi…zincirleme reaksiyon devam ediyor…kendi felsefi bilgi mahiyetindeki din bilgisini yaşamaya çalıştıkça, hastalığı büsbütün azıyor; çünkü ne kadar bastırırsan, o kadar reaksiyon üretirsin. bu onu iyice fanatikleştiriyor. öğrendiklerini yaşamaya çalıştı ama bünye reddetti. o da iç dengesini koruyabilmek için mecburen diretme moduna geçti; yani taassuba kaydı. işte bir din(!) fanatiğinin doğuşunu izlediniz. son derece hastalıklı, saldırgan, abus çehreli bir din(!) fanatiği…artık ondan her şeyi bekleyin…zamanına, ortamına, çevresine göre…

bitti mi? elbette bitmedi…bir de bu tiplemenin toplumda, çevresinde etkileri var…daha doğrusu neden olduğu tepkileri….

 isnetus 30.03.2021 11:25 ~ 11:42

Exit mobile version