Komplo teorisyenlerini ve islam’a alerjisi olanları harekete geçirmiş örgüt. insanoğlu karmaşık bir varlık, onu öyle yüzeysel olarak değerlendirmek mümkün değil, daha derinlere inmek lâzım.
bütün kalbimle inandığım bir görüşü tekrar belirteyim; ideoloji yalnızca kılıftır, arkada yatan asıl muharrikin ambalajı ve meşruiyet sağlayıcısıdır.
ırak’ta neredeyse 25 yıldan beri bir kaos ortamı var. açlık, ölüm, korku, dehşet, hastalık, tecavüzler vs… böyle bir ortamda doğan, büyüyen neslin psikolojisini düşünün. daha iyisi empati yapın ve kendinizi bir nebze arkadaşları, ailesi öldürülmüş, katledilmiş insanların yerinde farzedin. her yer ölüm, cesetler, açlık, sefalet…
bu durumda sizin psikolojiniz ne olurdu?
kafa hafiften gitmiş, ölümü, vahşeti kanıksamış, hayatta kalma içgüdüsü ile dünyaya tutunan, “öl veya öldür” moduna girmiş insanlar.
normalde kolay kolay kabul görmeyecek selefi/vahhabi görüş için münbit ve bereketli bir ortam, işte böyle oluşuyor. bu ideoloji onların bütün hayal kırıklıklarını, öfkelerini, nefretlerini yöneltecek nefret odağı ve kutsal bir yolda kendini yüceltmek için imkan temin ediyor. bir taraftan içindeki nefreti kusarken, bir taraftan da bunu kutsal bir gaye uğruna yaptığını düşünerek, kendini hem dünyada hem de ahirette temize çıkarıyor.
tabii işin psikolojik yönü haricinde bir de pragmatik yönü var. mensuplarının psikolojisi her ne olursa olsun, nihayetinde ışid reel davranmak zorunda olan siyasi-askeri bir örgüt. kafa kesme olgusunun asıl bu yönü önemli. demem o ki, adamlar “cengiz han” taktiği uyguluyor. sansasyon, korku ve dehşete düşürme yoluyla çevre üzerinde psikolojik üstünlük elde etmek istiyorlar.
istediklerini büyük ölçüde aldılar. dünyayı dehşete düşürdüler ve tanındılar. karşılarına çıkacak siyasi rakipleri ise daha baştan düşük morale sahip olacaklar. bu önemli bir avantaj.
ama şöyle bir problem var; acaba amerika ve dünya, bunlara müsaade edecek mi? yoksa tepelerine çökecek mi? önceden olsaydı amerika kesin müdahale eder ve bunların köklerini kazırdı, en azından kazımaya çalışırdı. ama artık onlar da ortadoğudan bezmiş ve yılmış haldeler. sanırım kısıtlı bir müdahalenin ötesine geçmeyecekler. ışid kalıcı gibi gözüküyor.
ışid’dan en büyük zararı görecek olanlar, şia ve kürtler olacaktır muhtemelen. türkiye için reel bir tehdit söz konusu olduğuna inanmıyorum. zira bizim islam anlayışımız daha çok tasavvufi kökenli olduğu için selefi/vahhabi anlayış bizde tutmaz.
hasılı, olacakları kürtler, şiiler, nusayriler düşünsün. bir de vahhabiliğe yatkın arap ülkeleri. biz bu işe bulaşmayalım.
not: yaptığım değerlendirme biraz kalpsizce görülebilir, bunun farkındayım. ama neyleyelim ki, duygusal davranmak işleri daha da sarpa sardırabilir. dünyanın düzeni böyle maalesef. türk milleti olarak önce kendimizi sonra imkan olursa başkalarını düşünmeliyiz, kanaatindeyim.
unuttuğum bir iki nokta daha var onları da ilave edeyim;
ortadoğu’da oluşacak hengame, bize mutlaka bir takım fırsatlar sunacaktır. bunların en önemlisi pkk’yı tamamen ezme ve musul-kerkük’ü ele geçirme fırsatının doğmasıdır.
bu fırsatlar zuhur ettiğinde hiç tereddüt etmeden pkk’ya topyekün saldırmalıyız. zira bir daha böyle bir imkan ele geçmeyebilir. daha sonrada musul-kerküğü alıp, geleceğimizi garanti altına almalıyız. en azından musul’u. yoksa petrolsüz, ileri seviye sanayi ülkesi olma potansiyeli bizde pek yok, o petrole muhtacız. malum, şu orta gelir tuzağı denen hadise…
