Olması gerekendir. zira o hayaller, deccalın dini olan pozitivist-materyalist paradigmanın beyin yıkama operasyonlarından başka bir şey değildir. adamlar daha çocuk yaşta işe başlıyorlar.
bilim(science, scientific knowledge), gerçekte belli kriterlere göre bilgi etme metodolojisi veya bu metodolojiye göre elde edilmiş bilgi manasına gelmesi gerekirken, her nasılsa haddini tecavüz edip bir ideolojiye, bir inanca, bir ütopyaya dönüştürülmüş.
hakikati varoluşa katılmaktan doğan bir yaşantı olan din, aklîleştirilip katı dogmalara dönüştürülünce, bunları reddetmekten, nefyetmekten başka çare kalmıyor şüphesiz. ancak siz ne kadar nefyederseniz edin, dinin özü her daim mahfuz ve masun kalacaktır. zira inkarcının inkarı ona erişemez. hakikatler kimsenin nefyiyle ortadan kalkmaz.
şimdilerde daha garip bir durum ortaya çıktı. artık “bilim” denilen bu kutsalın boyaları dökülmeye başladı. herkes kendince bunu görüyor veya hissediyor. mesela, önceden profesörlere adeta din adamıymışçasına saygı gösteren halkın, bunların deprem tartışmalarında nasıl birbirlerine girdiklerini görünce, o hisleri kırılmıştı. tabii halkta bu dönüşümler bilinç düzeyinde değil daha çok hisler mertebesinde cereyan ediyor.
tahminimce, önümüzdeki yıllarda bilimsel paradigmanın gelmiş geçmiş en katı dogmatik beşer icadı yapı olduğu çok daha iyi anlaşılacak. ama yerine ne koyulacak? işte o sıkıntı…
Jetgiller Gibi Bir Hayat Yaşama Ümidinin Azalması

