Julius caesar’ı incelerken bu adamın hiç de normal biri olmadığını fark ettim.
neredeyse yenilmez bir komutandır kendisi. girdiği her savaşı kazanmıştır. aynı zamanda arada epilepsi nöbetleri geçirdiği de rivayet edilmektedir.
bu tür liderlerde böyle şeyler görülebiliyor. zil zurna oluncaya kadar içtiği zaman kendisine vahiy gibi bir şeylerin(şeytanın ilhamı) indiği liderleri de duymuştum.
bu tür alametler onların hep spiritüel boyuttan yoğun destek aldıklarının göstergesidir. zira arka planda ve manevi alemde sayısız negatif varlık onlar için çalışmaktadır(lenin, stalin, hitler, mao vs. hep bu kapsamda düşünülmelidir).
ancak bu durumu zerdüşlükteki gibi iyilik tanrısı ile kötülük tanrısının savaşı gibi algılayıp karanlık yüzde güç vehmetmeyelim. elbette isteyen karanlık yüzü seçebilir. ilahi düzen herkese seçim hakkı tanımıştır ve bu alemde herkese yer vardır. yine ilahi hikmet karanlık yüzü seçenleri dahi kullanır, onları bile istihdam eder.
mesela bu dünyada hırsıza da ihtiyaç vardır. hırsızlar bile ilahi hikmet planında görevlerini yerine getirirler. malının çalınmasını hak edenlerin üzerine sevk edilirler. karanlık liderler de karanlık toplumlara baş olarak tayin edilirler(dikkat!…o liderler oraya kendi dehası ile gelmedi. melik olan zat onları atadı. artık eşkiya derecesine düşmüş toplumlara, eşkiya başı olarak…)
ancak hiç kimse hırsız veya eşkiya başı vs. olmak için cebredilmez. kişi hayat yolunda her kavşakta yanlış yolu seçe seçe nihayet kendini o hale düşürür. katiller, zalimler ve tüm karanlık ehli için de bu böyledir. her biri kendi kendini o hale düşürür; ama ilahi hikmet hiçbirini zayi etmez. onları dahi bu “dünya” denilen oyunda kötü karakterler olarak istihdam eder.
mevlana mesnevi’de der ki, türkmen obasına girdiğinde köpekler derhal sana hücum ederler. sakın ola ki köpeklerle savaşmaya kalkma. hemen köpeklerin sahibine seslen. sana karşı aslan kesilen o canavarlar, sahibinin tek azarı ile süt dökmüş kediye dönerler. yeter ki sahibi onlara bir kez “hoşt” desin…
tabii ki bunlar üstbeyin(korteks) bilgisi ile olacak işler değildir. kişi bunları kalbi(altbeyni) ile idrak ettiği zaman, artık alemde ona düşman kalmaz. hepsi ilahi görevlilere dönüşürler. kişi anında mülkün sahibine(hakka) seslenerek her türlü zalimden, şerirden, şeytandan, deccaldan, hırsızdan, katilden vs. kendini kurtarabilir ve emniyete alabilir. hikmeti ilahiye aksini dilemişse başka. o zaman sabretmekle yükümlüdür(yine de üstbeyin bilgisi olarak bilmek tamamen değersiz değildir. bilgi kalbe çok cüzi de olsa tesir eder ve kişi o yolda çalıştıkça tesir kalpte büyümeye başlar).
ne mi demek istiyorum?
düşman yok…dolayısıyla kimseye karşı kin, nefret, öfke yok…didişmek yok…savaşmak yok…kime karşı savaşıyorsun bir düşün…(bunlar kalbin halleridir. dış yüzde gereken her neyse o yapılır. mesela malı çalınan kişi içinden bunları geçirir; ama yine de zâhirin hakkını korumak üzere polise başvurur).
sonuç: sadece ilahi görevliler var. hepsi sadece vazifelerini icra ediyorlar. ilahi düzen hak edene onları musallat ediyor; had cezası olarak…şeytanlar, deccallar bile böyle…(dikkat: görevli ve atanmış olmaları, onların suçsuz olduğu ve gazaba uğramayacakları anlamına gelmiyor. yanlış anlayışlara kapılmayalım).

