Kainatı bir ağaç olarak sembolize edersek, insan da onun meyvesidir. insan denen o meyvenin de özü ortasındaki çekirdeğidir. meyvenin çekirdeği hem meyveyi hem de ağacı özet olarak kendinde barındırır. meyve çekirdeğin orta ölçekte; kainat ise geniş ölçekte bir açılımıdır.
varoluşta her şey çift çift yaratılmıştır: “düşünüp öğüt alasınız diye, her şeyi çift yarattık” (zariyat 49). kainatın bir bütün olarak ve onun cüzlerinin parça parça olarak bir ayna görüntüsü halinde boyutsal bir eşleniği vardır. bu eşlenik kainat, madde veya enerjetik bir yapı değildir. tâbî olduğu fizik kuralları bize göre çok farklıdır ve havsalamızın ötesindedir. kuran’da bu yapı melekût alemi olarak geçer.
“böylece biz, kesin iman edenlerden olması için ibrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.” (en’am 75)
buradaki tariflerden melekût boyutunun uzaklarda veya ötelerde olduğu gibi bir anlam çıkmasın; bilakis yanıbaşımızdadır. diğer yandan şaşırtıcıdır ama oraya ulaşmak için yolculuğa çıktığımızda ise aşılması gereken binlerce yıllık bir mesafe ile karşılaşırız.
“melekler ve ruh (cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar.” (mearic 4)
mesela bir ağacı ele alalım. bu ağacın madde yapısını gözlerimizle görür, beş duyumuzla algılarız. ağacın bir de enerjetik boyutu vardır ki, bu yapı şimdilik kısıtlı da olsa beşer imkanları ile teşhis edilebilmektedir. ilerde çeşitli ilmi yöntemlerle çok daha iyi gözlenebilir olması kuvvetle muhtemeldir. ağacın enerjetik yapısının da ötesinde melekût boyutu vardır ki, o alan herhangi bir maddi yöntemle gözlemlenebilir veya incelenebilir değildir; çünkü madde ötesinde kalır. işte bu alan ağacın bakıcısı olan meleğin bölgesidir. aynı zamanda bu melek belli bir frekansta titreştiği için o ağacın zikrini temsilcisi veya üstlenicisidir.
bizim de kan pompalayan ve organik bir kas dokusu olan kalbimiz benzer boyutsal katmanlar içerir. ilk olarak kendinde kısmi gözlemlenebilen enerjetik bir yapı barındırır.. sonra onun da paralelinde melekût boyutu yer alır. bizim melekût alemine açılan kapımız kalbimizdedir. melekût boyutuna geçmek için iman şarttır veya iman ve güzel ahlak melekût boyutundan gelme bir değerdir. iman sahipleri haricindekilere kesinlikle geçiş izni verilmez. bu meyanda uzakdoğu spritüalistleri ve benzerlerinin asla maddenin enerjetik bölgesi ötesine geçmeleri düşünülemez. onlar melekûtu seyredemezler. ömürleri maneviyatın boş kabuğuyla(enerjetik alanlarla) oyalanmakla geçer.
bu noktada kalbin sembolü yüzüktür. diri bir kalp, rüyalarda veya yakazada taşlı bir yüzük olarak belirir. yüzüğün madeni nefsin(enerjetik boyutun) mertebesini gösterir. altın ve gümüş yüzük arınmış bir nefse işaret eder. yüzüğün taşı ise melekût boyutudur. açığa çıkan meleki nurlara göre taşın cinsi, rengi parlaklığı değişir. zümrüt, yakut, elmas gibi taşlar olabilir. bunlar gerçekte kalpte açığa çıkan ilahi isimlerin nurlarıdır.
evet, kâmil insan yüzük sahibidir. onun daha nice altın, elmas, yakut ve her türden mücevher hazineleri vardır.

