Site icon İsnetus

Komünistler İktidara Gelseydi

cuban revolution

Ortalık, gönlündeki parti seçimleri kazanamadı diye karalar bağlayanlardan, depresyona girenlerden, hatta hayata küsenlerden geçilmiyor.

faraza türkiye’deki seçimleri komünist partisi kazanmış olsaydı, şahsen ben hiç istifimi bozmazdım. belki beşeriyet icabı biraz üzülürdüm sıkılırdım ama hemen kendimi toplar ve “demek ki türk milletinin böyle bir deneyimden geçmesi gerekiyormuş” der işime bakardım. kaldı ki, komünistler benim indimde deccalın öz çocuklarıdır ve sırf kötülük ve sırf şerrin temsilcileridir. o derece nefret objeleridir onlar benim için.

şimdi bu noktadaki hikmeti hem ruhun hem de madde boyutunun dilleri ile ayrı ayrı izah edelim:

1. benim tüm dünyevi olaylara karşı temel bakış açım, “görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler” minvalindedir. bu evren en başından en sonuna kadar çekilmiş bir film gibidir ve olacaklar en başından bellidir. tüm olaylar hakkın sonsuz hikmeti ile cereyan etmektedir. o abes iş yapmaz. benim cüzi aklımla o’nun sonsuz hikmetine karşı çıkmam büyük suçtur; hakk ile çekişmektir. eğer bunu yaparsam cezası derhal gelecek ve iç alemimde huzursuzluk ateşi olarak parlayacaktır. beşerin başlıca vazifesi hakkın her işinden razı olmaktır.

işte bu nedenle eskiler, “men âmene bil kader, emîne minel keder- kadere inanan, kederden emin olur” demişlerdir(not: unutmayalım! günlük hayatta ve iş üstünde iken kader hiç yokmuş gibi davranıyoruz. aksi takdirde nefsin hilelerine kapılıp saçmalarız).

2. tıpkı insan fertleri gibi toplulukların da kendine özgü ayrıca bir varlığı ve bilinci vardır. insanlık bilincinin alt kümeleri halinde bu topluluk bilinçlerinin dahi tarih içinde seyri söz konusudur. bu seyir diyalektik karakterdedir.

türkiye tarım toplumu döneminde iken demokrat parti ve adalet partileri köylü kitlelerin temsilini üstlenmişti. chp ise en baştan beri köylülerin güdücüsü olan tarım elitinin partisi idi. eğer türkiye bir tarım toplumu olarak kalsaydı, bu çizgi ilelebed devam edecekti.

ancak sanayileşme süreci ile sosyoloji bir miktar değişti ve kentlerdeki lümpen kitle çoğunluğu oluşturdu. elbette sosyoloji başka yöne evrilmediği müddetçe lümpenlerin temsilini üstlenmiş olan partinin her seçimden galip çıkması son derece doğaldır. lümpenlerin nesiller içinde kentlerde eriyip modern kent insanın dönüşmesi ile bu olgu son bulacaktır.

kısacası hangi pencereden bakarsak bakalım, toplumsal olaylar deterministik ve zorunlu karakterdedir ve fertlerin iradesinin olayların gelişiminde bir dahli yoktur. kişisel iradeler toplumsal olayların seli karşısında saman çöpü hükmündedirler. işte bu noktada insan kendinde güç vehmetmek gibi bir yanılgıya düşmekte ve kendi eli ile hayatı kendine zehir edip cehennem kılmaktadır.

ey zavallı insan!

sen abes bir iş yapıp bu alemin yükünü sırtlamaya çalışıyorsun. mazallah altında ezilir kalırsın.

sana ne?

sen kendi işine baksana!

bu dünyayı da bırak sahibi düşünsün…

ben olayları ve insanları sahibine, yani hakka havale edip geçtim. olaylarla da insanlarla da uğraşmaktan kurtuldum. ne zaman karşıma aykırı bir olay veya aykırı bir insan çıksa, “ya rabb! bu olay senin takdirindir; bu şahıs da senin kulundur; onları senin şefkatli ellerine bırakıyorum” dedim ve geçtim. tüm yükleri sırtımdan attım. sen de öyle yap. eğer böyle yapmazsan zaman içinde ister istemez bu noktaya gelirsin; ama kalbini katılaştırıp zalimleşerek, vurdum duymaz olup insanların acılarına kayıtsız kalarak, tam kızıl gözlü bir kurda dönüşerek…tersinden de olsa yine bu noktaya gelirsin…

isnetus 31.05.2023 09:43 ~ 13:24

Exit mobile version