Tefekkürdeki hataların hemen hemen hepsi külli bakış açısına ulaşamamaktan kaynaklanır.
söz gelimi,
Allah, benim rızkımı veriyor > cüzi ve kısmi bir bakıştır.
Allah, tüm insanların rızkını veriyor > biraz daha küllileşti ama yine de cüzidir.
Allah, tüm mahlukatın rızkını veriyor > neredeyse külli bir bakış açısına ulaştık ancak yine de bir şey eksik kaldı. o yüzden tam olarak külli bakış açısını yakalayamadık. o da zamandır. zaman değişkenini de ilave ederek nazarımızı üç boyutlu hale getiriyoruz. dolayısıyla şöyle dememiz gerekiyor:
Allah, geçmişte, gelecekte ve şimdi tüm mahlukatın yaratılışına uygun rızkını vermektedir. (hatta şeytanların bile rızkını Allah vermektedir. onlar da şuurlu varlıkların şerri seçmeleri sonucu ürettikleri negatif enerji/günahlar ile beslenmektedirler)
görüldüğü üzere bakışımızı sadece rızık konusunda bile külli/tümel hale getirebilmek için ciddi bir tefekküri yolculuk yapmak zorunda kaldık. bakışımız ne kadar eksik kalırsa, o konuda vereceğimiz hükümler de o kadar kusurlu veya kimi zaman tamamen yanlış olacaktır. rızık konusunda verilen örneği her esma için yerine göre ayrı ayrı düşünmemiz gerekebilir. böylece ilahi marifet alanında doğruları yakalayabilmemiz mümkün olmaktadır.
bu noktada maalesef sıkıntılı bir durum ortaya çıkmaktadır. külli bakış açısından serdedilen fikirler çoğu zaman anlaşılamamaktadır ve ithamlara yol açmaktadır. zira insan anlamadığının düşmanıdır.
not: “kalplerin mühürlenmesi” denen hadise bir yönü itibariyle işte budur. yani kişinin cüzi bakış açısına saplanıp, artık doğruları göremez hale gelmesidir. kalp ehlinin bu konudaki tarifi başkadır. o daha farklı bir meseledir…
